4 Ocak 2017 Çarşamba

Anneme Blog Yazarı Olduğumu Söylemeyin, O Beni Bir Kurumda AR-GE Uzmanı Sanıyor


Bundan tam 23 sene önce lise ikinci sınıftayken okulumuzdaki rehberlik öğretmeni hangi mesleğe uygun olduğumuza yönelik bir test yapmıştı. İçinde sorular, şekiller falan olan bir test. Ben o testte grafik tasarımı bölümüne yatkın çıkmıştım. O zamanlar “grafik tasarımı” deyince akla çok fazla şey gelmiyordu. Hatta hiç bir şey gelmiyor olmalıydı ki ailem, “grafik tasarımı da neymiş? öyle meslek mi olurmuş?” deyip kabul görmüş meslekler üzerinde yoğunlaşıp beni de o mesleklere doğru itmişlerdi. İnternetin Türkiye’ye gelme yılını 1993 olarak hesap edersek, o zamanlar “Google” hazretleri de yoktu ki, ulan nedir bu grafik tasarımı diye gizliden gizliye bir araştıralım.



O yıllarda lise son sınıftayken hatta bazen lise ikinci sınıftan itibaren üniversiteye hazırlık için dershaneye giderdik. Okulların hakkıyla veremediği eğitimi, gidip üstüne para verip tamamlamaya çalışırdık. Dershaneye gitmek o zamanlar lükstü. Ama diğer taraftan da gereklilikti. Orta gelirli aileler bile canını dişine takıp, bulup buluşturup, bir şekilde çocuklarını dershaneye gönderirdi. Dershaneye gitsin ki üniversiteyi kazansın. Okusun adam olsun. Bir mesleği olsun. Kimseye muhtaç olmadan hayatını kazansın.

Ben de lise ikinci sınıftan itibaren dershaneye giden şanssız kesimden biriyim. Neden şanssız? Çünkü benim zamanımda liselerde “kredili sistem” denilen abuk bir sistem başlamıştı. (Hatta öncüsü benim yaş grubumdur.) Krediyi tamamlamak için okulun dayattığı dersleri alır, bir an önce mezun olmaya bakardık. Ben başından beri Türkçe-Matematik bölümündeki dersleri severdim. Okulda sadece o bölümün derslerini okuyacağım yerde, kredili sistem hazretleri öyle buyurdu diye ne yazık ki Fizik 1 - Kimya 1 görmeden, Fizik 2 – Kimya 2 derslerini almak zorunda kalmıştım. Haliyle açığı kapatmak için de dershaneye gitmiştim. (Gönderilmiştim desem daha doğru.)



Hiç unutmam, dershaneye kayıt esnasında “Genel Yetenek Testi” diye bir test yapmışlardı. Hayatımda o güne kadar optik okuyuculu bir sınava girmemişim. Test kağıdı nasıl doldurulur bilmiyorum. Önümde bir soru kitapçığı ile şıklardan ve yuvarlak kutucuklardan oluşan bir cevap kağıdı var ve ben kağıttaki yazıları okumak dışında nereye ne yazacağımı bilmiyorum. Yanımdakilere bakıyorum, hepsinin cevap kağıdında kurşun kalemle minik minik boyanmış yuvarlak kutucuklar var. Artık ne yaptım bilmiyorum, cevap kağıdımı bir şekilde doldurup verdim. Tek hatırladığım anlamsız bir sınava girdiğim ve o an yaşadığım utanç.

Genel Yetenek Testi sonucum nasıl çıktı hatırlamıyorum ama dershaneye kaydım yapılmış olmalı ki, bir gün dershanede Fizik dersindeyim. Hocanın tahtaya çizdiği şekilleri böyle özene bezene çiziyorum. Fizik öğretmenim dönüp bana “Sen grafik tasarımı bölümünde okumalısın” demişti. Allah’tan grafik tasarımı o an duyduğum bir şey değildi de bu hocanın ağzı ne diyor diye afallamamıştım.



Okulda Türkçe-Matematik (TM) sınıfındayım. Bir taraftan kredimi tamamlamak için Matematik-Fen (MF) derslerinden alıyorum. Dershanede MF sınıfındayım. Üniversitede Mimarlık okumak istiyorum. (Ailemin baskısıyla). Ama gelin görün ki kazın ayağı öyle değil.

İlk yıllar MF bölümlerinde başarılı olamayıp, sonraki senelerde inadımın baskın çıkması sebebiyle dershanede TM sınıfına geçtim, üniversite sınavında TM bölümünden tercih yapıp “iktisat” bölümünü kazandım, okudum, bitirdim. Yalan yok, bölümümü severek ve isteyerek okudum ama ne zamanki mezun oldum, Ankara’ya döndüm. Apartmanda asansör beklerken alt kattaki komşumuz halimi hatırımı sordu, okulu bitirdin mi dedi. Bitirdim, geldim dedim. Ne okudun? dedi, iktisat dedim. Yani ne oldun? dedi. İktisatçı dedim. Komşu teyzemi cevap tatmin etmemiş olmalı ki “Eeee? Yaniii?” diye üsteledi. Ya işte bizim bölümün meslek alanı çok geniş. Şuralarda buralarda çalışabilirim diye “vasıfsız bölümümü” anlatmaya çalıştım ve o zaman fark ettim bir şeylerin ters gittiğini. Ben bilmiyorum, komşu teyzem ne bilsin iktisat nasıl bir meslektir? Meslek midir? Bunu bitirenler ne olur? Ve yine yıllar sonra anladım, aslında üniversite bitirmenin değil, meslek sahibi olmanın bir ayrıcalık olduğunu.


Liseyi bitireli 22 sene, üniversiteyi bitireli 15 sene oldu. (Ha bu arada lise diplomamda mezun olduğum bölüm kısmında "genel kültür" yazıyor.) Üniversiteyi bitirdikten sonra birkaç yerde çalıştım. Şu an çalıştığım kurumda 12 senem dolacak. Hala kendimi “iktisatçı” olarak görmem. Çalıştığım yerde, uzmanlık konularım arasında yıllarca emek verdiğim bir alanda, o işi yapabilmek için o bölümle ilgili diploma istediklerinden gidip ikinci üniversitemi okudum. Yok, o mesleğe de uygun hissetmiyorum kendimi. Çocuk yetiştirirken okuduğum ebeveyn kitapları yetmezmiş gibi gittim ikinci üniversite kapsamında üçüncü üniversiteme kayıt yaptırıp “çocuk gelişimi” okumaya başladım. Ama mezun olduktan sonra günümüz eğitim sistemi, benim ideallerimle ve hayallerimle üstlenmek istediğim okul öncesi eğitime izin verir mi onu da bilmiyorum. Şu an yaptığım işi severek yapıyorum. Ama şundan eminim sevdiğin işi yapmak bambaşka bir şey.

Bunu nerden mi biliyorum? Bloğum sayesinde..


Blog yazmaya başlayalı 10 yılım, yemek bloğu yazmaya başlayalı 7 yılım dolacak. Hayatımda en çok emek verdiklerim diye bir başlık açsam ilk sırada bloğum yer alır. 

Gerçi şöyle de bir şey var, hani lise yıllarında kendimize bir türlü benzetemediğimiz çirkin ördek yavrusu kıvamında fotoğraflarımız vardır da gördükçe güleriz hatta kimseler görmesin isteriz ya, ben de 10 sene önceki tariflerimdeki fotoğraflara baktığımda gülmekten kendimi alamıyorum. Hiç mi ışığı ayarlayamadın be kızım, o nasıl bir tabaktır öyle, mutfak mermerinin üstünde flaşsız fotoğraf çekileceğini hiç mi düşünemedin diye kendimi eleştiririm. Ama o fotoğrafları asla silmem. Aynı tariflerden tekrar tekrar yaptığım, çok da güzel fotoğraflarını çektiğim olduğu halde asla yeni fotoğraflarla güncellemeyi düşünmem. Geldiğin yeri bilmek derler ya, hah işte o eski fotoğraflar ve o yalın tarifler de nerden gelip nereye gittiğimin bir göstergesidir benim için.


Yıllar geldi geçti. Grafik tasarımı ile ilgili hiçbir bilgiye sahip olmadığım ve o alanda hiçbir eğitim almadığım halde içimde yanmaya devam eden “tasarım” aşkı gün geldi beni buldu. Hatta bulmakla da kalmadı 12’den vurdu. 2012 yılındaki blog star seçmelerinde benim naçizane bloğum “Tasarımı En Güzel Blog Star” kategorisinde 3. oldu. Yaşattığı gurur yetmezmiş gibi bir de üstüne plaket gönderdiler. 


O da yetmedi Alaçatı’da bir otel (sahipleri ile hale görüşürüm) Alaçatı’da arkadaşlarının açacakları cafe-pub tarzı bir işletme için benden menü hazırlamamı istediler. O da yetmedi, tv programları, markalar benimle işbirliği yapmak, reklam vermek istedi ve ünlü markalardan ödüllü tariflerim oldu. Ve bütün bunlar olurken ben kendimi inşaatlarda şarkı söylerken keşfedilmiş türkücü gibi hissettim.


Değildi aslında.. Ne iş yaparsam yapayım o işi hakkıyla yapmayı seviyordum. Toplantı raporlarıma görsel koyarken de, hediye paketlerini yapıp süslerken de, kızımın oyuncaklarını kendim yapmaya çalışırken de, düğün davetiyemi ve düğün slaytımı tasarlarken de, kızımın doğum çikolatalarını, doğum günü sabunlarını hazırlarken de, sofraya koyduğum peyniri zeytini en güzel şekilde sunmaya çalışırken de, blogda yazı yazıp fotoğraf çekerken de, pastalarımı yaparken de tasarıma hep önem verdim. Aslında önem verdiğim, özen gösterdiğim tasarım değildi, güzellikti.

Bundan tam 23 sene evvel, devlet okulunda, o zamanki kısıtlı imkanlarla yapılan, benim deyimimle “meslek yatkınlık testi” sonucunu aklı selim biri ciddiye alıp, “ya bu çocuğun grafik tasarımı diye bir mesleğe yatkınlığı varmış, bunu bir araştıralım neymiş ne değilmiş” diye bir araştırsaydı, bilmiyorlarsa da bir bilene danışsalardı, şimdi belki de kendi çapında çer çöp tasarımları olan biri değil de o işi meslek edinmiş biri olarak hayatıma devam ederdim.


Şimdilerde bakıyorum, sözüm ona farkındalık had safhada. Çocuklar çok erken yaşta kreşe başlıyor. Bir sürü etkinliklere katılıyor. Kafalarına zibilyon tane fikir sokuluyor. Aileler maddi durumu yerinde olmasa bile çocuğunu özel okula gönderiyor. O da yetmiyor hafta sonları kurslardan kurslara savrulup duruyorlar. Hem kendileri hem de çocukları..

Ne için? Çocukları iyi bir üniversitede okusun, çok paralar kazansın, sözüm ona “mutlu” olsun ve aileleri de “bak ne güzel çocuk yetiştirdik” edasıyla gururlansın diye. Dedim ya, sözüm ona farkındalığı yüksek ebeveynleriz ama kaçımız o kadar paralar döktüğümüz çocuklarımızın yapmak istediği mesleği bağrımıza basabiliriz?


Belki de olmak isteyip de olamadığımız meslekleri çocuklarımıza dayatıyoruz kim bilir? Doktor olmak istediniz de olamadınız mı? O zaman kendi sağlığınızı ve sevdiklerinizin sağlığını korumak için çabalayabilirsiniz. Mimar olmak isterken bankacı mı oldunuz? Çocuğunuza ya da sevdiğiniz bir ufaklığa kartondan bir ev çizip ona oyun evi yapabilirsiniz. Avukat olmak isterken hayat sizi bambaşka bir mesleğe ya da işe mi sürükledi? Her zaman, her durumda adaleti ve haklıların hakkını savunacak birilerine ihtiyaç var. Savunabilirsiniz. 

Bırakın çocuklarınız sevdiği, yatkın olduğu işi yapsın, kapasitesinin yettiği eğitimi alsın. Herkes doktor, mühendis, öğretmen olmak zorunda değil. Kesip biçmeyi seviyorsa bırakın terzi olsun. Terzi demek zorunuza giderse “moda tasarımcısı” dersiniz. Yemek pişirmeyi, yedirmeyi seviyorsa bırakın aşçı olsun. Aşçı demek zor gelirse siz “gastronomi uzmanı” dersiniz. Marangozluk kadar insana keyif veren kaç meslek vardır? Ya da kaç kişi oduna şekil verebilir? Kaç kişi kendi çizdiği sanat eserinin karşısına geçip hayranlıkla seyredebilir? Ve hangi alın teri sevgi ile yapılmış bir işin yorgunluğunu silebilir?


Ne zaman biri bana ne iş yapıyorsun diye sorsa ya da bir form doldururken “mesleğiniz” bölümünü görsem “ne demeliyim?” diye düşünürüm. Vaktiniz varsa anlatayım diye başlayıp; aslında lisedeyken grafik tasarımı bölümüne yatkınlığım vardı. Ben gittim iktisat okudum, yetmedi iş sağlığı ve güvenliği bölümünü de bitirdim, o da yetmedi çocuk gelişimi okuyorum ama şu an çalıştığım kurumda AR-GE uzmanıyım diye bitirmek geçer içimden.

Hepsi şöyle dursun, siz bana kısaca “blog yazarı” diyebilirsiniz.


59 yorum:

  1. ahh maalesef bende sevmeden istemeden okutulanlardanım suan yaptığım meslekten zerre kadar haz almıyorum ama blog yazıyorum ya sanki dünyanın en şahane işini yapıyor gibi mutluyum. BU yüzden ki ortaokulda ki oğluma aldığın not benim için önemli değil sen ne şekilde mutlu olacaksan öyle çalış diyorum başarılı ol diye direteceğime sevdiğin işi yap mutlu ol yeter diyorum umarım doğru yapıyorumdur. Sevdiğin işi yaparak başarılı olup birde üstüne ödüllendirilmek gibisi eminim yoktur ;) sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blog yazarak dünyanın en şahane işini yapıyorsun zaten. Yazdıkların hem kendini en güzel ifade ettiğin duygular ve hem de yol gösterici şeyler. Çocuklarınla olan ilişkinizde onlara her anlamda saygı duyduğun ve arkalarında olduğun belli oluyor emin ol. Sen böyle düşünüyor ve davranıyorsan o çocuklar mutlu olacakları işi yaparlar bundan da emin ol.

      Sil
  2. Yazınızı çok beğendim, maalesef ailelerin etiket takıntıları nesiller üzerinde bir sürü yanlışa sebep oluyor. İnsanın kendi mutluluğundan önce çevreyi mutlu etmek zorunda olması berbat bişey. Dilerim biz çocuklarımızı rahat bırakırız ama dediğin gibi farkındalık arttı diyoruz ama pek de değişiklik yok. Bu kendimizle değil çocuklarımızla gurur duymaya heves ettiğimiz sürece de devam eder.
    Ve blog yazarı olmak harika gerçekten. sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle teşekkür ederim beğeniniz için. Sonrasında da söylediklerinizde çok haklısınız. Farkındalığımız, çocuklarımızın mutluluğu konusunda artmadıkça sonuç değişmeyecek. Tek dileğim mutlu olduğu işi yapan nesillerin yetişmesi..

      Sil
  3. Sevdiğin mesleği yapmak gerçekten de çok güzel bir duygu olsa gerek. Maalesef bende sırf komşu Kızı o okula gidiyor onunla gidersin diye muhasebe okutulmuş bir çocuğum :(
    Blog yazmak ise en sevdiğim hobilerden biridir. ;) yazını zevkle okudum kalemine sağlık canım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne üzücü değil mi? Hadi eskiden evimize en yakın devlet okuluna giderdik, şimdilerde çocuklar evlerine en uzak özel okula gidiyor. Kesinlikle blog yazmak hem hobi hem de en güzel uğraş. Keyifle okuduğunuz için ben teşekkür ederim.

      Sil
  4. Merhaba :) Duydum ki beni merak etmişsiniz, koştura koştura geldim bloğunuza. Yazınızda güzel noktalara değinmişsiniz. Benim jenerasyon (62 liyim) aileleri, bahsettğiniz titr, meslek, ünvanlara çok önem verirdi. Bu yüzden çocuğun yeteneğini tamamen ekonomik ve saygı getirisi olacak işlere yönlendirdiler. Arada cılız seslerle ama piyano, ama resim, sanat diyenlere burun kıvırıldı. Zar zor birşeyler yapanlar oldu ama bizler sevmediğimiz işlerde mutsuzluğumuzla çalışmaya devam ettik, aybaşında dolgun maaşlarımız elimize geçene kadar (!)

    O zamanların bu düşünceye sahip ebeveynlerinin yerini sizler alıyorsunuz artık :) Ve daima mutlu oldukları şeylerle mesgul olan çocuklar yetiştirirsiniz umarım. Ayrıca öğrenim hayatında sene kaybı yaşayıp, doğru okulu-eğitimi bulmak bana göre şimdi konuştuklarımızı yaşamaktan daha evladır. Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biraz mahcubiyetle, biraz o yılları düşünerek ama bol hak vererek okudum yorumunuzu. Tarifinizi başka blogda görmüş olmama rağmen sizi tanımış olmak beni çok mutlu etti :)

      Aslında çok büyük bir ironi var sizlerin/bizlerin ve şimdiki nesilin zamanları arasında. Hadi sizlerin zamanında yetenek gözardı edilip ünvana önem veriliyordu. Keza benim zamanımda da öyleydi. Ya şimdiki zamanda? Şimdilerde de insanlar çocuklarını "en çok para getiren mesleklere!" yönlendirmiyor mu? Hatta üzerine kamyonla para dökerek..

      Bizimkiler farkında değildi belki, ya şimdiki farkındalığı tavan yapmış ebeveynler? Demek ki temel nokta titr ve ünvanda gizli.

      Umarım ne iş yaparsa yapsın, yaptığı işten keyif alan çocuklar yetiştiririz de bizim devamımız olmazlar..

      Sevgiler..

      Sil
  5. Nefis bir özanlatım Okadar keyif aldım ki baştan sona harikaydı.
    İnsanın kendini bilmesi eğrisini doğrusunu anlatması çok önemli Neslicim. En kıymetlisi ise Ne yaparsan yap Aşk ile yap deniyor ya Tastamam Budur işte.

    Nice başarılara koşman dileğimle.
    Hep mutlu Ol Mutlu ve Sağlıkla kal

    Sevgiler :)

    nUnU

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizi burda görmek öyle mutlu etti ki beni. Çok mutlu oldum yazdıklarınıza. Nice başarıları birlikte paylaşmak dileği ile..

      Sil
  6. Nesli. Bloğuna geldiğimde önüme çıkan ki yeni yayının olmalı, seyredip okuyup sonuna geldiğimde sana yaptıklarına ve kişiliğine hayranlığım artmıştı. Bu yazı bir gencin ne idealleri varken, toplumumuzda maalesef ebeveyn ve etrafımızdakiler tarafından etkilere maruz kalıp istediğimiz branşlarda eğitim alamıyoruz.
    Yalnız senin gördüğüm tasarımların asla çer-çöp tasarımlar değil. Haksızlık etme onlara :( Ama üzüldüm doğrusu. Çok emek vermişsin. Bu emeği heves ettiğin dalda verseydin sonuç, zaten önemli olanın sen olduğunu anlamandı. Torunum da babasıyla, sanki çok büyük bir hediye istermişcesine; gitmek istediği bölümün sıkı bir pazarlığını yaptı. Nihayet babasının fikrini çürüttü ve Sabancı Üniversitesine ( yanlış olmasın ezberleyemediğim için kızıyorlar bana :) Görsel tasarımdı herhalde kazandı yarı bursla ve ikinci sınıfta okuyor. Birinci senesinde çok faal değillerdi sanırım ama bu sene evde yaptığı çalışmalara hayran oluyorum.
    Yayınını bloğumda paylaştım. Yazdıkların örnek olacak nitelikte. Bu nedenle seni kutluyorum kızım. Başarıların devam etsin. Dilerim bundan sonra zevkle yapacağın çalışmaların olur. Sevgilerimle :) Ece ablan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ece Ablacım.. Benim için düşündüklerinizi okuduğumda, yaşadığım mutluluğu tahmin edemezsiniz. Sizin gibi birinden bunları duymak ve sayfanızda yer almak benim için onurdur. Sayenizde bir sürü güzel insan tanıdım. Torununuz kadar şanslı gençler çoğalır umarım.. Eminim çok keyif alarak okuyacaktır. Ve yine eminim ailesi olarak onunla her zaman gurur duyacaksınız.. Çok teşekkür ediyorum tekrar tekrar..

      Sil
  7. Yerden göğe kadar haklısınız.. (çünkü kendi ailemden biliyorum) ablam kendisi evlenip çoluk çocuğa karışıncaya kadar anne-babamızın her davranışını eleştirdi.

    Buna çocukken, genç kızken şahit olan ben, kendi çocukları büyümeye, okula gitmeye, ergenlik dönemine girmeye başladığında aynen onları taklit ettiğini, mimarlık okumuş (yani okumuş) bir kadın olmasına rağmen, onların ne gençlik duygularına, ne hezeyanlarına, ne de yapmak istediklerine kulak vermediğini, bilakis sürekli çatışma halinde, hep "onun" gözünde daha iyi bir yerde olan çocukları örnek göstererek, "daha daha" çabasında biri olduğunu gözleyince çok üzülmüştüm.

    Kendimizi sürekli geliştirmeliyiz, farklı bakış açıları denemeliyiz. Ve hatta çocuklarımızı kendimizle karıştırmamalıyız.. zor, hele ki bizim toplumda.. ama artık değişmeli.. Sevgiler bırakıyorum sayfanıza :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O ablalardan her evde var sanırım :) Benim ablam da üniversite sınavına ilk girdiğinde matematik bölümünü kazanmıştı. Kaydını yaptırdı ama istemedi o bölümde okumak, tekrar sınava girip mühendislik bölümü okudu. Buna rağmen, bana lisedeyken ve üniversite sınavına hazırlandığım aşamada illa mühendislik oku diye ısrar etmiş ve annemle babamı da etkilemiştir. MF bölümlerinde daha çok iş alanı olduğunu savunuyordu o zamanlar.
      Kendimizi sürekli geliştirme ve farklı bakış açıları konusunda da size sonuna kadar katılıyorum. Bu yaşıma geldim, hala başka neler öğrenebilirim diyorum. Çünkü öğrenmenin sonu yok ve eğitimin illa diplomalı olması da gerekmiyor. İşte bu noktada hayat boyu öğrenme devreye giriyor ve herkes için büyük bir fırsat bence.
      Sizi geç de olsa tanımış olmak beni çok mutlu etti gerçekten..

      Sil
  8. O kadar güzel anlatmışsınız ki herkes kendinden bir pay buluyor bu yazıda.Ece ablam sizin postunuzu paylaşmıştı.Onun sayesinde tanıdım sizi :) İyi ki de tanıdım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, beğenmeniz de ayrıca mutlu etti beni. Keşke demeyi pek sevmem ama keşke ortak paydalarımız daha mutlu olduğumuz şeyler olsaydı. Ece Abla sayesinde ben de çok tatlı insanlar tanıdım. Biri de sizsiniz :)

      Sil
  9. Ne kadar güzel bir yazı yazmışsınız. Kendi hayatımın başka bir versiyonunu okudum sanki. Ayrıca son bölümdeki tespitlerinize katılmamak mümkün değil. Müthiş...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim takdir dolu yorumunuz için. Ne yazık ki çoğumuzun hayatı böyle sanırım.

      Sil
  10. Ne güzel bir yazı.. nasıl guzel bir farkındalık.. herkese biraz hayat dersi herkesten biraz yaşanmışlık ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim beğeniniz için.. Kimseye hayat dersi vermek haddim değil ama ders alması gereken koca bir nesil var önümüzde. Sevgiler gönderiyorum..

      Sil
  11. Herkesin kendine ders çıkarması gereken bir yazı olmuş. Ne yazık ki, bizlere bir şeyler dayatıldı ve bundan ders almadık biz de çocuklarımıza bir şeyleri dayatıyoruz:( Gelecek endişemiz sanırım bize bunları yaptırıyor. Ayrıca ben yapamadım çocuğum bari sen yapçılık bizi buna sürüklüyor. Sistemin içinde eriyip giden hayatlar:( Kaleminize sağlık. Ben de Ece ablanın sayfasından ulaştım size... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ece Abla kalbi ne güzel bir insan ki sizleri tanımamı sağladı. Zincirin halkasını birilerinin artık kırması lazım. Sisteme bağlı kalırsak mutsuz çalışanlar olarak hayatımıza devam ederiz. Çok teşekkür ederim size ve düşüncelerinize..

      Sil
  12. ne güzel anlatmışsınız. ben de üniversitede 4 sene sigortacılık okuyup mesleğimi sevmedim diye ev hanımı olan biriyim ve şu an blogum için çabalıyorum. çünkü benim kendimi iyi hissettiğim yer burası. çok gariptir ki mesleğini severek yapan işinden memnun olan pek kimse de yok çevremde. eğitim sistemi işte diyip susuyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok mutlu etti yorumunuz.. Sevmediğiniz bir işi yapmaktansa sevdiğiniz alanlara yönelmek en doğrusu bence. Ne mutlu size ki bir bloğunuz var ve orası sizin dünyanız. Dedikleriniz çok doğru.. Mesleğini severek yapan öyle az ki.. Doktor diyoruz, mühendis diyoruz, avukat diyoruz.. Bunların kaçı mesleğini severek ve hakkıyla yapıyor o da tartışılır.

      Sil
  13. heeeeey çok mükemmel anlatmışsın çok tatlı anlatmışsın yaaaaa :) bu yazını du koyayım blogumaaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blogların üstadı beğenmiş, bloğuna koymak istemiş, bundan büyük gurur mu olur? :)

      Sil
  14. Yazınızı bitirdikten sonra kendi kendime düşündüm ve konuştum; "Neden ben bu bloğu daha önce tanımamışım?" İşinizi severek yaptığınız öylesine belli ki. Anlatımınızda harika bir öz eleştiri, çok düzgün bir dil, objektif bir bakış açısı ve güven veren bir içtenlik var. Kutlarım...
    Emekli bir Rehber Öğretmenim. Mesleğimi isteyerek seçtim, çok severek çalıştım.
    Sözünü ettiğiniz yanlışların kişilikleri yaralamaması için çok çabaladım. İşimi mutluluk duyarak yaptım. Şimdi karşılaştığım eski öğrencilerimin geri bildirimleri, ruhuma dokunan güzel sözleri de beni çok mutlu ediyor. Meslek olarak rehber öğretmenliği seçen 10'dan fazla öğrencim var.
    Anlattıklarınıza yürekten katılıyorum. Bazen düşünürdüm; Keşke fikirleri, davranışları değiştirmek için elimizde sihirli bir değnek olsa...
    Öyle güzel çalışmalar yapmışsınız ki adeta tuttuğunuz altın olmuş. İçinizde sizi motive eden bir güç var. Eminim daha ne güzel işler gerçekleştireceksiniz.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Makbule Hocam, yorumunuz beni öyle gururlandırdı ki.. Sizler gibi eğitimcilerin var olduğunu bilmek ve sizden böyle şeyler duymak yanlış bir eğitim almış olsam da doğru yolda olduğumu hissettirdi bana.
      Ne mutlu size ki gönül verdiğiniz mesleğinizi severek yapmışsınız ve yaktığınız ışık öğrencilerinizin önünü aydınlatmış. Ve emin olun, sizin öğrencileriniz de (mesleği öğretmenlik olmayanlar da dahil) ne iş yapıyorlarsa yapsınlar, etraflarına ışık saçıyorlardır. Çünkü eğitim hayatımız boyunca onlarca öğretmen tanırız ama sadece bir kaçının ışığı önümüzü aydınlatır.
      Sihirli değnek kendimiziz hocam. Bir şeyleri değiştirmek bizlerin elinde.
      Ömrümü güzel geçirmemi sağlayacak övgü dolu sözleriniz için çok teşekkür ediyorum. Geç tanıştık ama iyi ki tanıştık. Ellerinizden öpüyorum..

      Sil
  15. Ne güzel anlatmışsınız hayatı sevdiğin gibi yaşamak en iyisi değilmi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle.. Sevdiğimiz hayatı yaşamak, yaşamaktır.

      Sil
  16. 16-17 yaşında çocuk meslek seçemez ki tabii ki ebeveynleri seçer onun adına..bizim jenerasyondan 5 kişiyle tanışsan 4'ü iibf mezunudur...off aynı hataya ben de düşmeyeyim de bir anne olarak, ne diyeyim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi? Hatta bizim jenerasyondan her 5 kişiden 6'sı iibf'lidir :) Yapmazsın sen öyle hatalar. Yani yapmazsın di mi? :)

      Sil
  17. Ece Ablam sayesinde keşfettim blogunuzu. İyi ki de keşfettim! Böyle bir yazıyla buraya misafir olmak yüzümü gülümsetti hem de derinden bir ah çektim... Henüz 23 yaşında bir genç olarak evet ben de sevdiğim mesleğe yönlendirilmedim. ''Ne olmak istiyorsun?'' diye sorduklarında ''Edebiyat öğretmeni olacağım. Şiirler, romanlar yazacağım.'' dediğimde Edebiyatta para mı var diyerek susturulan, lisede sözel bölümü okutulmayan ve farklı alanlara yönlendirilen biriyim. Hiç yönlendirilmemekle yanlış yönlendirilmek aynı şey aslında... Ne mutlu ki size iyi gelecek şeyler birer birer önünüze gelmiş. :) Ben de bu nedenle bir yandan yüksek lisans yaparken bir yandan da ikinci üniversite olarak ''Türk Dili ve Edebiyatı'' okuyorum. Ve bu yazı sayesinde asla pes etmeyeceğim! Çok teşekkürler. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok mutlu oldum ben de sizi tanımış olmaktan. Sevdiğiniz mesleğe yönlendirilmemişsiniz ama pes de etmemişsiniz. "Türk Dili ve Edebiyatı" okumanıza sizin adınıza çok sevindim. Benim de gönlümün bir tarafında edebiyat yatar hep.
      Bana iyi gelecek şeyler için çaba göstermeseydim ya da kaderimde yokmuş napayım deyip kenara çekilseydim birer birer önüme gelirler miydi bilmiyorum ama şunu biliyorum vazgeçtiğimiz an şans da vazgeçiyor. Neyin peşinden koşarsak o bizi yakalıyor. Size de ne mutlu ki, size iyi gelecek şeylerin peşini bırakmamışsınız.
      Ben teşekkür ederim Ece Abla gibi tatlı biri sayesinde tanıştığımız için.. :)

      Sil
  18. Çok güzel bir yazıydı kaleminize sağlık. Ne kadar haklısınız. Şimdi çocuklar kurslar arası sürükleniyor. Ve hayal kurmaya vakitleri yok gibi. Hayalin nedir diye sorduğumda bir cevap alamıyorum çoğu zaman. Sevgili Ece Evren sayesinde gördüm yazınızı Sevgiler. Güzel meslek Bloger Yazarlığı yolunuz açık olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim beğeniniz için. Çok doğru bir tespit. Şimdilerde çocukların hayal kurmaya bile vakitleri yok. Öyle bir hengamenin içindeler ki, çoğu hayal kurmanın ne olduğunu bile bilmiyor olabilir.
      Ece Abla sayesinde tanıştığımız için de ayrıca mutluyum.
      Sağ olun :)

      Sil
  19. Bende hiç istemediğim bir bölümdeyim. Ve bitiremiyorum bile. Aslında edebiyattı istediğim. Onlar atanamıyor en azından bankacı olursun diye kamu yönetimini okumak durumunda kaldım. Bu yazınız umut oldu bana :)) Allah hepimizin gönlünde olanı hakkında hayırlı eylesin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Offf of!! Atanabilen meslekler ve atanamayan meslekler diye bir ayrım var bir de yaa.. Ne acı.. Atananlar çok mu mutlu bi de onalara sormak lazım? Umarım okulunuz hayırlısıyla biter, umarım gönlünüze göre bir yere atanırsınız ve umarım edebiyattan da vazgeçmeyip isteklerinizin peşinden koşarsınız.

      Sil
    2. Bu ülke de kime soruluyor ki. Çok teşekkür ederim :) aynı dilekleri cümlemiz için diliyorum

      Sil
  20. bu güzel yazımı son yazıma koyduum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne mutlu bana.. Çok mutlu oldum inan :)

      Sil
  21. ne de güzel anlatmışsınız, ne güzel bir farkındalık bende aynı şeyleri yaşadım tüm okul hayatımda ama neyse ki sevdiğim bir meslekte kendi istediğim alanda ilerledim şans eseri.Bir solukta okudum ellerinize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neyseki okul hayatınızda yaşadıklarınız meslek seçiminizi ve istediğiniz alanda ilerlemenizi engellememiş. Şansın da payı vardır mutlaka ama kesinlikle sizin çabanız daha ağır basmıştır bence. Teşekkür ediyorum.

      Sil
  22. Ne mutlu size,, iade-i ziyarete geldim. İlk fırsatta da bloğunuzu ayrıntılı inceleyeceğim...
    sevgiler....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz. Her zaman beklerim :)

      Sil
  23. O kadar acı gerçeklere parmak basmışsınız ki, içimde bir yerler cız etti. Sanırım aynı dönemin öğrencileriyiz. Hiç sevmediğim halde fen bölümünü seçtim neden annem babam doktor olmamı istiyordu. Oysa tm okumak tam bana göreydi. Neyse mevzu derin ama siz harikalar yaratmışsınız. Tebrik ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir nesil böyle yetişmiş demek.. Ve belki de yetişmeye devam ediyor. Çok teşekkür ediyorum beğeniniz için.

      Sil
  24. Sanırım uzun uzun gezeceğim bu güzel blogu Deep Tone'un duyurusu ile öğrenir öğrenmez geldim; takipteyim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlu ettiniz :) Hoş geldiniz, her gelişinizde sefalar getirirsiniz..

      Sil
  25. Yaş kaç olursa olsun benim ülkemin gençlerinin sorunları hiç değişmedi. İstemediği üniversitede puanı nedeniyle okumak zorunda kaldığı, bitirdiğinde şanslıysa iş bulabildiği karmaşık bir durum. Sorunlara ne güzel parmak basmışsınız. Üstelik buna rağmen ne güzel kazanımlar yapmışsınız. Yaptıklarınız, hakkınız olan ödülleriniz için sizi gönülden kutluyorum.
    Sevgiyle kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Birgül Ablacım. Özlemiştik sizi..

      Sil
  26. Cok güzel yazmışsınız gercekten :)

    YanıtlaSil
  27. uzun süredir okuduğum en iyi blog yazılarından, anlatmak istediğinizi değil ruh halinizi duygularınızı da hissettim :) belki de istemeyerek 3. sınıf işletme öğrencisi olmamın bir katkısı da vardır bu hislerimde :) bana da sorduklarında uzun uzun sayıyorum ama hala ben bile karar veremedim seneye mezun olduğumda tam olarak nereye yöneleceğime :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir blog yazarını gururlandıracak türden bir yorum bu. Anlatmak istediklerimle birlikte duygularımı da hissettirebildiysem ne mutlu bana. Bizim bölümlerim en büyük handikapıdır meslek tanımı. Umarım başarılı bir mezuniyet ve mutlu bir hayat sizi bekliyordur..

      Sil
  28. Merhaba Bloğunuzu yeni keşfettim her şey süper takibime aldım sevgiler..

    YanıtlaSil
  29. yazınızı okudum..blog yazarlığı kolay meslek! :) değil..yazınızdan bunu anladım..siz sanki bunun eğitimini almış gibi yazmışsınız,fikirlerinizi paylaşmışsınız..tebrik ederim..keşke blog yazarlığı üniversitelerde,iletişim fakültelerinde bir eğitim dalı olsa..bu sayede blog yazarlığı meslek olarak çok daha kaliteli bir yerde olabilir diye düşünüyorum kanımca..kaleminize sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blog yazarlığının eğitimi olsaydı almak ister miydim bilmiyorum :) Çünkü bazı eğitimlerin insanı kısıtladığını düşünüyorum. Aslına bakarsanız her türlü mesleğin eğitimi için aynı şeyi düşünüyorum. Okul bir yere kadar, gerisi sizin öğrenme isteğinize azminize kalmış.

      MYK ile görüşülebilir aslında. Blog yazarlığının meslek standardı hazırlanabilir belki. Teşekkür ederim yazımı okuyup düşüncelerinizi paylaştığınız için.

      Sil

Değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...