24 Haziran 2016 Cuma

Çocuk Kitapları ve Büyüklere Masallar

Kendimi "annelik" konusunda eleştirdiğim bir çok şey var. Mesela çocuğuma brokoli çorbası pişirmediğim için iyi bir anne olamamış olabilirim. Kıyafetlerini her yıkamadan sonra ütülemeyi gereksiz bulmuş olabilirim. Anne sütünü daha fazla alsın diye ek gıdaya geç geçirmiş ya da her gün yıkarsan daha çabuk büyür dedikleri halde belki üşendiğimden belki de çabuk büyümesini istemediğimden bazen gün aşırı bazen de üç günde bir yıkamış olabilirim. Beslenmesini dakik ayarlara değil de karnının acıkma ayarına bağlamış da olabilirim. 

Ama bazı konularda da hassas davranıp tuzu, yağı ve tatlıyı ne kadar geç tanısa o kadar iyi diyerekten keskin sınırlar çizmiş de olabilirim. Bunlara bilgisayar, tablet, cep telefonu ve televizyon da dahil.

Çocuğumla birlikte geçirdiğimiz zamanları nasıl -kaliteli demeyeceğim- eğlenceli hale getirebilirim diye düşünürken, kendimi çocuk kitaplarına bakarken buldum. Gördükçe aldım, aldıkça okudum, okudukça sevdim ve sevdikçe mutlu oldum. 


Hatta hayallerimi süsleyen mutfak tereğini alıp, içine en sevdiğim tabaklarımı koymak yerine kızımın kitaplarını yerleştirdim. (Ulaşabileceği bir hizaya asmamanın tek sebebi henüz küçük olduğundan kancalara ya da raflara asılmasını istemediğimden. Montessori kitaplıkları çok beğenmeme rağmen, koyacak yer sıkıntısından dolayı bir süreliğine erteledim. Ama o tarz bir kitaplığı koyacak yerimiz olur olmaz, ben tereğime kızım da kitaplarına kolayca ulaşabileceği kitaplığına kavuşacak inşallah.)


Meğerse çocuk kitabı demek çocuğunla yan yana vakit geçirmek, eğlenmek, çocukla birlikte öğrenmek demekmiş. Her ne kadar aynı kitabı sırf sevdiği için defalarca okumak bazen sıkıcı olsa da ne yalan söyleyeyim ben çocuk kitaplarını çok sevdim. Hatta bazı serileri kendim için almış bile olabilirim. Öyle güzel çizimler var ki, bir sanat eserine bakar gibi bakıyorum. Öyle masum anlatımlar, öyle sevecen hikayeler var ki, ulan gerçek hayat çok acımasızsın dedirtiyor.


Ve bunları düşünürken, çocuğuna çocukken bir tek kitap bile okumamış, ders kitapları dışında bir tek kitap bile almamış ebeveynlerin "okusun da adam olsun" diye ironik bir beklenti içinde olmalarına da anlam veremiyorum. Akademik başarı ile insani başarıyı hep ayrı tutmamdan belki de.

Çocuğuma kitap alarak, ona kitap okuyarak onun kitap kurdu olmasını istemiyorum. İlerde büyüük adam olup çok paralar kazanması için de değil çabam. Kitap okumasını istiyorum çünkü oyuncaklardan, teknolojik oyalamalardan, mekanik hayatlardan medet ummadan kitaplarla vakit geçirmesini, araştırmasını, öğrenmesini istiyorum. Büyüdüğünde canı sıkıldığında çıkarıp çantasındaki bir kitabı iki satır okuyup kafasını dağıtmasını, etkilendiği kelimeleri/cümleleri bir yerlere not almasını, kimsenin üstünü çizmesine gerek kalmadan kendisinin önem verdiklerinin altını çizmesini istiyorum. En önemlisi de hayallerini okuduklarının, öğrendiklerinin şekillendirmesini istiyorum. 


Tıpkı benim, pastalarını kendimin pişirdiği bir cafe açma hayalimi, yıllar önce izlediğim bir filmde aklımda kalan görüntüye benzer, pastalarını kendimin pişirdiği, çocuklarla oyunların oynandığı, masalların anlatıldığı bir pastacı çocuk kitapçısı açma hayali ile yer değiştirmem gibi. 


Ve artık bu blogda kızıma okuduğum kitaplar ile masal tarifleri de olacak. Hem büyüklere hem de küçüklere..

4 Nisan 2016 Pazartesi

Ev Yapımı Yoğurt

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi varsa, her yoğurt yiyenin de bir yoğurt mayalaması olmalı. 

Yoğurt mayalamayı gözümde nasıl büyüttüysem, ilk denemede baya bir heyecan yapmış, sonucun mükemmele yakın olması halinde de ohooo yoğurt mayalamak bebek işiymiş demiştim. Bebek işi demişken, bebeklere ek gıdaya geçildiğinde ilk verilenlerden birinin yoğurt olması ve bu yoğurdun ev yoğurdu olması gerekliliği de beni yoğurt yapma fikrine oldukça yaklaştırmıştı. Yaklaştırmıştı yaklaştırmasına ama nedense bir türlü yoğurt mayalamaya cesaret edemiyordum. Ta ki Leyla'nın kavanozu ters çevirdiğinde bile bozulmayan ev yapımı yoğurtlarını görene kadar. Karşınızda ilk defa yoğurt mayalamış bendenizin yoğurtları duruyor.


Ne yalan söyleyeyim ev yoğurdunun (yani anne yoğurdunun) tadı bana hep ekşi, kıvamı da cıvık geldiğinden pek sevememişimdir. Sebebini şimdi anlıyorum, annelerimiz ya da büyüklerimiz yoğurdu tencerede kaynatıp, aynı tencerede mayaladıklarından, yoğurdu bozar bozmaz yoğurt sulanmış, haliyle hafif ekşi bir tadı olmuş. Haaa ben tencerede kaynatıyorum, aynı tencerede mayalıyorum, bozduğumda ne sulanıyor ne de ekşiyor, kütük gibi yoğurtlarım oluyor diyen varsa da yoğurt çalan ellerinden saygı ile öpüyorum. 


Ben tatlı ve katı yoğurt seven biriyim. Ha bir de kavanozlarda olması tercihim. Ev yoğurtları her ne kadar marketlerdeki gibi tatlımsı ve katı olmasa da, bu tarifle oldukça koyu kıvamlı ve ekşi olmayan yoğurtlarınız olabilir. Tabi ki bazı püf noktaları uygulamak şartıyla.

İlk denemem oldukça başarılı olmuştu olmasına ama sonrasında bunu nasıl biraz daha tatlı bir yoğurt haline getirebilirim diye internette araştırırken onlarca yoğurt mayalama tekniği gördüm. 


Kimisi açık sütle kimisi günlük pastörize sütle mayalamış (her ikisini de denedim), kimisi tencerede, kimisi cam kavanozda, kimisi çömlekte mayalamış (ben cam kavanozu öneririm, biraz zahmetli ama değer), kimisi mayalama sıcaklığını derece ile ayarlamış, kimisi serçe parmağı ile 7'ye kadar saymış kimisi 10'a kadar saymış, serçe parmak dayandıysa tamamdır mayalayabilirim demiş (benim acı eşiğim yüksek olmasına rağmen 7'de karar kıldım), kimisi fırında mayalamış (ki bana göre yoğurt için 3-4 saat çalışan bir fırın tamamen elektrik israfı), kimisi yoğurt makinasında yapmış (minik minik kaplarda mayalamak bebek için uygun olsa da ev halkına yetmez), kimisi tatlı olsun diye toz şeker veya bal eklemiş (ben de bir keresinde mayaya bal ekledim ama hiç de öyle aman aman tatlı bir yoğurt olmadı, bence gereksiz), kimisi 1 litre süte kimisi yarım litre süte 1 tatlı kaşığı yoğurt koyup mayalamış (ikisini de denedim), kimisi 1 litre süte 1 yemek kaşığı maya koymuş, kimisi yoğurdu sütle özümsetmiş öyle mayalamış, kimisi mayalanan yoğurdu 3-4 saat sarmış, kimisi 8 saat (ben her ikisini de denedim), kimisi üzerine süzgeç kapatmış falan.. Bu teknikler uzar gider. Önemli olan denemiş olduğunuz tekniğin sizin damak tadınıza uyması. 


Benim şansımdan mıdır, yoksa yoğurt mayalama ile ilgili bir sürü tarif okuduktan sonra aklıma yatan püf noktalara önem vermemden midir bilmiyorum, mayaladığım bütün yoğurtlar katı ve lezzetli oldu. Katı dediysem kaskatı değil ama kavanozu ters çevirdiğimde bile bozulmayan bir katılıkta. Ve açılmayan kavanozda neredeyse 10 gün dayanan bir lezzette.


Şöyle bir yoğurt çalayım, sonra o yoğurdu ters çevireyim, alem bozulmayan lezzetli mi lezzetli ev yoğurdu görsün diyorsanız buyrun tarife:

MALZEMELER:
1 litre süt 
2 yemek kaşığı yoğurt (ekşi olmasın) 
2 adet 500 ml.lik cam kavanoz
1 adet tahta kaşık (malzeme listesinde yer alması olmazsa olmaz türden benim için)


YAPILIŞI:
  • Sütünüzü suyla ıslatılmış çelik tencereye boşaltın. (Tencereyi su ile ıslatınca tencerenin dibi tutmuyor.) 
  • Sütü kaynatın. Kaynayan sütü tahta kaşıkla bir kaç kez karıştırarak ve havalandırarak 5-10 dakika daha kısık ateşte kaynatın. (Bu da sütün buharını çıkartarak yoğurdun daha katı olmasını sağlıyor.)
  • Kaynayan sütün kaymağını kavanozlara eşit paylaştırın. 
  • Kaynamış sütten 1 yemek kaşığı ayırıp, küçük bir kapta süt ile yoğurdu iyice karıştırın. (Bu da yoğurt ile sütü özümseyerek mayanın eşit sıcaklığa gelmesini sağlıyor.) 
  • Sütü kavanozlara boşaltmadan önce, kavanozların altına havlu ya da kalın bir bez serin. (Kavanozlar muhtemelen mermerin ya da mutfak tezgahının üstünde olacakları için ısıları çabuk düşecektir. Altlarına serilen bez ya da havlu ısıyı korur.) 
  • Sütü kavanozlara paylaştırın.
  • Serçe parmağınızı süte batırdığınızda 7'ye kadar sayın, dayanabiliyorsanız mayalamaya hazırdır. 
  • Hazırladığınız mayayı kavanozun ortasından yavaşça dökün. (500 ml.lik kavanoza 1 yemek kaşığı maya) 
  • Tahta kaşık ile dipten yukarıya doğru karıştırarak mayayı süte yedirin. 
  • 5 dakika sonra kavanozların kapaklarını kapatıp üzerlerini 3 kat havlu ya da sofra bezi ile sarıp sıcak bir ortamda 6-8 saat arası mayalandırın. 
  • Mayalanan yoğurtların kapaklarını açıp ağzı açık bir şekilde buzdolabında bekletin. (Buzdolabına koyarken fazla sarsmamaya dikkat edin.) 
  • 1 saat sonra kavanozların kapaklarını kapatıp buzdolabında dinlendirin. 
Mümkünse 1 gün buzdolabında beklettikten sonra afiyetle kaşıklayın. 

23 Mart 2016 Çarşamba

Bostan Omlet, Elbet Değişir Dünya ve Muratbey Ödülüm


Bu cümleyi yazmadan önce "backspace" tuşuna kaç defa bastığımı bilmiyorum. Yazdıkça anlıyorum ki, yazmak bisiklete binmek gibi bir şey değil, azıcık nankör bir şey. Birazcık ara ver, hemen sözcükleri siliyor aklından. İstediğin kadar kitap oku, istediğin kadar kelime dağarcığını geliştir, yazmaya ara vermişsen kağıdı kalemi eline aldığında kelimeler su gibi akıp gitmiyor. (Buradaki kalem-kağıt = monitör-klavye oluyor.)

Son zamanlarda herkesin yakasına yapışan bıkkınlık, benim de yakamda şu sıralar. Oysa ki ne çok severim yazmayı. Okuduğum bir kitapta altını çizdiğim cümleyi, içime işleyen bir şiirin ben yazmışım, bana yazılmış hissini uyandıran mısrasını, izlediğim bir filmde hoşuma giden bir sözü not almayı ne çok severim.


Ülkemizin geldiği durumu, yaşadığımız öfke ve paniği, geleceğe dair kaybetmeye başladığımız umutları yazmaya gerek yok sanırım. Kendimizden geçtik, çocuklarımızı nasıl bir gelecek bekliyor kaygısı hangimizin kafasını yormuyor ki? 
Sırça köşklerde yaşayanların bile "acaba?" korkusunu içten içe hissetmeye başladığı bir dönemin içindeyiz şu sıralar. 

Bütün bunlar ülkenin dört tarafında yaşanırken, bazı birlik beraberlik paylaşımlarını gördükçe öyle üzülüyorum ki.. Asıl o düşünceler, o tavırlar bizi bölüyormuş gibi hissediyorum. Zaten evden çıkmayarak, önümüze koyulan haberle yetinerek, toplu taşımı kullanırken korkarak, sevdiklerimiz için sürekli endişelenerek terör yavaş yavaş amacına ulaşmadı mı? Halbuki birlik beraberlik anlayışı; sadece böyle zamanlarda değil, her zaman hangi milliyetten, hangi siyasi düşünceden, hangi dinden, hangi mezhepten ve hangi ırktan olursa olsun bir arada yaşamayı kabul edenlerle bir olmak, birlik olmak değil midir? Uzatılan elin inancını, milliyetini, siyasi görüşünü sorgulamadan el ele vermek değil midir? Maalesef görüyorum ki bölünerek çoğalacağını, aynı düşünceye sahip olanlarla bir olursa bütün olacağını zannedenler var. Oysa ki sadece ve sadece benzer duyguları paylaşırsak birbirimizi anlayabiliriz..


Tüm umutsuz gidişata rağmen ben inanıyorum ki dünyayı güzellik kurtaracak ve bir insanı sevmekle başlayacak her şey..

Bu cümleden sonra yemek tarifi paylaşmak abesle iştigal olsa da bir yerlerden devam etmek lazım. Hayatta kalabilmek için iyi beslenmemiz, beynimize oksijen göndermemiz lazım. Mutfağa girip sofrada bir arada olmamızı sağlayacak yemekler pişirmemiz lazım. Bu ister dört başı mamur hazırlanmış yiyecekler olsun, isterse tavaya kırılmış, içine Allah ne verdiyse katılmış yumurta olsun. 

Ha bir de teşekkür etmem lazım. Muratbey Sürmeli ile hazırladığım "Cevizli Girit Ezmesi" tarifimin 2015 yılı Ağustos ayının en beğenilen tarifi seçilmesi nedeniyle Muratbey'in bana yaşattığı gurur ve gönderdiği hediyeler için..


MALZEMELER:
4 yumurta
½ demet maydanoz
½ su bardağı süt
½ su bardağı galeta unu (ya da ufalanmış bayat ekmek)
½ su bardağı rendelenmiş hellim peyniri (Ben Muratbey hellim peyniri ve servis yaparken Muratbey Antep Peyniri kullandım)
½ paket kabartma tozu (ya da 1 çay kaşığı karbonat)
2 adet közlenmiş kırmızı biber
Karabiber, kırmızıbiber, pulbiber

YAPILIŞI:
  • Geniş bir kapta yumurtaları çırpın. 
  • İçine diğer malzemeleri ekleyin. 
  • Çok katı olursa süt, cıvık olursa galeta unu ekleyin.
  • Yağlanmış tavada altı ve üstü kızarana kadar ağzı kapalı bir şekilde pişirin.
  • Sıcak sıcak servis yapın.
Afiyet şeker olsun..


Not: Bu omleti daha önce Bahçıvan Omlet olarak yapıp paylaşmıştım. Malzemeler aynı. Sadece peyniri değişik. Haliyle lezzeti de..

27 Ocak 2016 Çarşamba

Ev Yapımı Sıcak Çikolata

Sıcak çikolatayı ilk duyduğumda böyle çikolatanın erimiş ve sıcak sıcak ikram edilen haliymiş gibi düşünmüştüm. Çikolata şelalesinin sıcak hali gibi. Ama gelgelelim mönülerinde sıcak çikolata gördüğüm bir çok kafede ya da restoranda önüme sütlü+kakaolu, sütlü+nesquikli, sütlü+ne olduğu belirsiz toz karışımlı bir içecek konuldu. İkram edilen sütlü içeceğin yanında çikolata çubuğu varsa kendimi şanslı hissettim. Sonra dedim bu böyle olmaz, olmamalı. Çikolatanın adının geçtiği her şey hakkını vermeli ve sıcak çikolata, çikolatadan yapılmalı.

Tarzını ve paylaşımlarını sevdiğim Damy's Kitchen önümü açtı ve kendime uygun, hayalimdeki gibi bir sıcak çikolatayı yapmış oldum. İddia ediyorum bu sıcak çikolatayı içtikten sonra başka yerde içmek istemeyeceksiniz.

Yalnız bir kaç önemli nokta var. Mesela sütün miktarını ikram edeceğiniz fincan ya da kupa her neyse onunla ölçün. Çikolata miktarını her fincana 20 gr. gelecek şekilde ayarlayın. Sütlü çikolata kullanacaksanız şeker ilavesi yapmayın. Hatta marshmallow ile servis edecekseniz hiç şeker eklemeyin.


MALZEMELER:
(Tarif 2 kişiliktir.)

300 ml. süt
40 gr. bitter çikolata
25 gr. toz şeker
½ çay kaşığı tarçın
1 çay kaşığı vanilya özütü (ya da toz vanilya)
2 adet marshmallow

YAPILIŞI:
  • Küçük bir tencerede sütü kaynatın. 
  • Kaynayan sütün içine kabaca doğradığınız çikolataları ve toz şekeri ilave edin. 
  • Çikolata ve şeker eriyene kadar kısık ateşte tel çırpıcı ile karıştırın.
  • İçine vanilyayı ve tarçını ekleyip kıvam alana kadar karıştırmaya devam edin. 
  • Fincanlara döküp marshmallow ile servis yapın.

Afiyet şeker olsun..


Not:Fincanın boş olan kısmı sıcak çikolatamın fotoğrafını çekmeden önce tadına bakmış olmamdan kaynaklıdır. Hiç bir şeklide malzemeden çalınmamıştır. Bilakis çikolata miktarı arttırılmıştır.

19 Ocak 2016 Salı

Kakaolu Cup Kek ve Renkli Hayatlar

Yeni yıla tatlı ve renkli bir başlangıçla gireyim istedim. Malum havalar soğuk, ülke karışık, gözyaşlarına devam ama bir taraftan da hayat devam ediyor. Devam eden hayatı kendimize ve çevremize zehir etmeden yaşamak lazım. Mutluluk bir enerjiyse ve yayılan bir şeyse bunu etrafa saçmak lazım. “Lazım” derken bu bir zorunluluk değil ama mutlu olmayı tercih etmek en faydalısı.

Zor zamanlarda herkes kendi tutunacağı yeri bilir. Bilmiyorsa da zamanla öğrenir. Zamana bırakacak kadar zaman yoksa da kendimizi iyi hissettirecek şeylerden en az birisi doğuştan bünyeye kodlanmıştır. Bu yazmak olur, okumak olur, dua etmek olur, film izlemek olur, yemek yapmak olur, olur da olur.. Yazmak bana doğuştan mı kodlandı, yoksa zamanla mı öğrendim bilmiyorum ama eskiden beri bana iyi geliyor. İzlediğim bir filmde etkilendiğim bir sözü, okuduğum bir kitapta hoşuma giden cümleleri not ederim. Her ne kadar teknolojiyi günlük hayatımda kullansam ve nimetlerinden faydalansam da kağıt, kalem, defter vazgeçilmezim.

Yeni yıl gelmeden kendime çeşit çeşit defterler, ajandalar ve renk renk kalemler aldım. Çoğunu da instagram sayesinde gördüm. Instagrama yeri geliyor kızıyorum, senin yüzünden bloglar ihmal ediliyor, bir fotoğraf ve iki cümle ile alıp yürüyorsun, reva mı bu yaptığın diyorum. Ama nasıl ki şair, “Herkesin bir hikayesi vardır ama herkesin bir şiiri yoktur” dediyse ben de “herkesin bir instagramı vardır ama herkesin bir bloğu yoktur” diyerek kendimi avutuyorum.

Instagrama haksızlık etmeyeyim. Onun sayesinde öyle tatlı insanlar tanıdım, öyle ufkumu açanlar oldu ki. Bunlardan birisi Gamze Tavukçuoğlu. Bana göre çok yetenekli bir illüstratör. Sayesinde ilk instagram alışverişini yaptım. Güne onun sayfasına bakarak başlamak, canım sıkıldığında paylaşımlarını, evini hayran hayran izlemek bana huzur veriyor. 2016 yılının boyama takvimini boyamak ve her yeni ayı iple çekmek öyle keyifli ki. Yapılacak işler defteri sayesinde işlerim daha planlı programlı ve renk renk defterleri sayesinde yazdıklarım daha bir anlamlı. Kızımın teyzesine ilk yeni yıl hediyesi de bu defterlerden oldu. 


Daha önceden tanıdığım ama instagram sayesinde sevdiğim bir diğer kişi de Ceyda Düvenci. Düne kadar kendisini dizilerde oynayan birisi sanırdım. Kızıyla çıktığı hayat yolculuğuna tanık olduğumda kendisine bakışım tamamen değişti. O artık benim için dizilerde oynayan biri değil; güçlü ve sevgi dolu bir anne, erkenden büyümüş bir çocuk, her ne olursa olsun asla pes etmeyen, bakımlı, güzel, başarılı ve ayakta alkışlanacak bir kadın oldu. Binlerce öyle kadın, öyle hayatlar var ve keşke hepsi onun kadar maddi-manevi şanslı olabilse.


Bilenler bilir. Ceyda Düvenci bir ajanda çıkardı. “Sevmeli ve Değiştirmeli Dünyayı”. Nam-ı diğer MeliMelek Ajandası. Bu ajandanın siparişini verirken bile heyecan duyduysam varın elime geçtiği günü siz tahmin edin. Yıllardır kazulet gibi sıkıcı ajandaları taşımaktan yorulanlar için tasarlanmış, hem kullanışlı hem de sevgi dolu bir ajanda. Bu yılki hedeflerimi yazarken öyle gaza geldim ki, 2017 hedeflerimden bazıları bile hazır. Ben www.lidyana.com dan aldım. Başka yerlerde de satışı var sanırım. Hayatına renk katmak isteyenler bu ajanda ile başlayabilirler bence. 


Yazmak kadar beni mutlu eden bir diğer şey de yemek yapmak. Her ne kadar yemek yerine pastaları, kurabiyeleri pişirmeyi tercih etsem de mis gibi kokan kurabiyelerin, keklerin önüne geçemiyorum napiyim.

Bu cup kekler de onlardan biri. Tadı bana çocukluğumun pastanelerinde yediğim kekleri hatırlattı. Kek olarak da pasta olarak da harika bir lezzet. 


Gelelim tarife:

MALZEMELER:
220 gr. tereyağı (oda sıcaklığında)
4 yumurta (oda sıcaklığında)
2 su bardağı toz şeker
1 kutu 200 ml. sıvı krema (oda sıcaklığında)
4 su bardağı un
4 yemek kaşığı kakao
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı karbonat


YAPILIŞI:
  • Oda sıcaklığında yumuşamış tereyağını ve toz şekeri mikserle 3 dakika kadar çırpın. 
  • Yumurtaları tek tek ekleyerek çırpmaya devam edin. (Bir yumurtayı kırdıktan sonra karışımla bütünleştirip yumurtanın diğerini ilave edin.)
  • Sıvı kremayı ekleyin. 2 dakika kadar daha çırpın.
  • Geniş bir kabın içinde unu, kakaoyu, karbonatı ve kabartma tozunu birlikte eleyip sıvı karışımın içine ilave edin.
  • Tereyağı ile yağlanmış cup kek kalıplarının içine bir parmak eksik kalacak şekilde paylaştırın.
  • Önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında içleri pişene kadar pişirin.

Not: Bu malzemelerle 24 adet cup kek çıkıyor.

Afiyet şeker olsun..


2016'nın ülkemize barış ve sevgi, kendimize ve sevdiklerimize sağlık ve huzur, evlerimize bereket ve mutluluk, işlerimize başarı, ceplerimize ise hayırlı kazançlar getirmesini diliyorum..

26 Kasım 2015 Perşembe

İlham Perim Cafenohut ve Bir Hayalin Gerçekleşmesi


Eğer blog yazıyorsanız, mutlaka ilham aldığınız bloglar vardır. Ben her ne kadar yemek bloğu yazıyor olsam da yıllardan beri hayranlıkla takip ettiğim ve kendisinden ilham aldığım bir blog var. 

Sevgili Cafenohut..

21 Ekim 2015 Çarşamba

Minik Bir Kızın Doğum Günü Hikayesi


Kızımın doğum günü yaklaştığında pek heyecanlanmıştım. İlk doğum günü olacaktı. Nerede olmalıydı? Nasıl bir doğum günü olmalıydı? Bunları günlerce ailelerimizle konuştuk. Hatta birkaç mekan bile baktık. Aylar öncesinden şeker hamurlu kurabiye yapımı kursuna gittim. İnternetten keskin kenarlı pasta yapımı ile ilgili videoları yaladım yuttum. Şaşalı bir doğum günü olmasını istemiyorduk ama özel de olsun istiyorduk. 

6 Ekim 2015 Salı

Dünya'nın En lezzetli Tiramisusunu Yemek İçin İtalya'ya Gitmeye Gerek Yok


Çok iddialı bir başlık oldu farkındayım. İtalyanlar kremasına labne koyduğumu duysa ve bir de üzerine böyle iddialı bir başlık attığımı görse üzülecektir eminim. Hatta birazdan tarife bakıp "Ben tiramisuya tiramisu demem, içinde mascarpone yoksa" diyenler de olacaktır. Doğrudur. Ama napayım, evde mascarpone vardı da biz mi koymadık? Lezzetinden ödün vermeyen bu tiramisunun tek kusuru da labne oluversin. Tabi kusur sayılırsa.

11 Eylül 2015 Cuma

Oyuncak Kardeşliği

Çocukken oyuncağını başkaları ile paylaşmak istemeyenler iyi bilirler. Oyuncak bir çocuğun en büyük hazinesidir. Ne zamanki en sevdiği oyuncağını bir başkasıyla paylaşmaya başlarsa anlaşılırki, oyuncağını paylaştığı kişiyi de sevmeye başlamıştır.

Şimdi kendimizi düşünelim. Yalan yok. Suriyeliler savaştan kaçıp ülkemize geldiğinde ne işleri var burda demedik mi? Zaten bizim derdimiz bize yetiyor bir de bunlar çıktı başımıza demedik mi? Aynı sokağın farklı köşe başında dilenen Suriyeli'ye Türk dilencisi ekmeğimi elimden alıyorsun diye saldırmadı mı? Sosyal medyada "100 kişiye sorduk" ile başlayan cümleler kurup onlarla dalga geçmedik mi? Vatandaşlık hakkı verilmeden oy kullanacak bunlar diye ortalığı ayağa kaldırmadık mı? Benim başlatmadığım savaşın bedelini neden Suriyeliler ile ödüyoruz diye söylenmedik mi?

Çoğunu yaptık. Hepsini olmasa bile birini yaptık. Ta ki ne zamana kadar? Aylan bebeğin minik bedeni sahile vurana kadar.. O zaman anladık aslında onların ülkemizde misafir olduğunu.. O zaman anladık ev sahibine yakışanın bu olmadığını.. O zaman anladık insanlığımızı kaybetmeye başladığımızı.. O zaman anladık savaş çanlarının bizim için de çoktan çalmaya başlamış olduğunu..

Şu an eğer bir yerlerde Türk-Kürt kardeştir diye sokağa dökülenler pankart açanlar varsa, ülkenin her yerinde kardeşlik mesajları veriliyorsa biraz da Aylan bebek sayesindedir. Çünkü baktık ki sonumuz onlar gibi olacak. Birileri (kim oldukları belli gerçi) bizi bölüyor, hedef şaşırtmaya devam ediliyor ve biz paramparça olmaya başlıyoruz.

E noldu peki? Ya bir gün savaş çıkarsa "nereye gideriz", "bizi kim kabul eder" diye birbirimize sorar olduk. Kaçıp giderken binecek bir bot bulamamaktan bile korkar olduk. Kim kiminle kardeş, kim kiminle düşman kendimize bile sorar olduk. Çocuklarımızın geleceğini düşünür olduk. Hangi vatan sağolsun diye üstünde yaşadığımız vatanı bile sorgular olduk.

Tamam, aynı annenin aynı babanın çocukları bile birbirine benzemezken, farklı kültür-dil-mezhepten olanların birbirlerini kardeşçe bağrına basmasını beklemiyorum. Ama birlikte yaşayabiliriz. Aynı dili konuşmasak bile aynı duyguları paylaşabiliriz. Aynı siyasi görüşe sahip olmasak bile vurup dökmeden, bağırmadan fikirlerimizi savunabiliriz. Düne kadar farklı gözlere sevgiyle bakan gözlerimizi bundan sonra da nefrete bulandırmadan bakabiliriz. Türk anneden, Türk babadan olan ya da kendini Türk hisseden herkesi Türk kabul edebiliriz. Hissetmeyene de hainlik yapıp kimseyi bölmediği sürece saygı duyabiliriz. Hepsinden önemlisi bizi insan yapan duygularımızı koruyabiliriz. Şehit haberini duyduğumuzda acıyan kalbimiz, Cizre'deki bebek için, annesi ve nenesi için de acıyorsa insanlığımız yerinde demektir.

Bunları barış mesajı vermek için yazmadım. Herkesin barıştan ve savaştan anladığı gördüğüm kadarıyla farklı çünkü. Sadece bi önerim var. Aylan bebeğin vasiyeti olarak da kabul edebilirsiniz. Evimizdeki kullanmadığımız oyuncakları, sokakta dilenen Suriyeli çocuklarla paylaşalım diyorum. Ya da gönlümüzden kopan parayla onlara oyuncak alalım diyorum. Öyle pahalı olmasına da gerek yok. Çocuklar bizler gibi değiller. Onlar tencere tavayla oynayarak bile mutlu olabiliyor. Çin malı bile olsa eminim kırılmış kalplerini, hüzünlü yüzlerini sevindirmiş oluruz. Ben hiç siyasi görüşü yüzünden kavga eden çocuk görmedim. Irkçılık yapan çocuklarla karşılaşmadım. Çünkü çocukların ırkı-siyasi görüşü- inancı olmaz. Sadece kimliklerinde yazar ve o kimlik büyüdükçe oluşur. E tabi nasıl büyür ve büyütülürse..


Hep diyoruz ya bir şey yapmak lazım. Bu düzene bir dur demek lazım. Bizim de elimizden gelen bari bu olsun.. Belki üzdüğümüz çocukların yüzünü gülümsettikçe ve az da olsa vicdanlarımız rahatladıkça daha sağlıklı düşüncelerle yaşamaya başlarız.. Bölmeden, böldürmeden, paylaşarak..

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Kaşar Peynirli Kafes Ekmek

Bülbülü altın kafese koymuşlar "ah vatanım" demiş. Kaşar peynirini kafes ekmeğe koymuşlar "yanında çay da olaydı iyiydi" demiş :)

İlkini atalarımız söylemiş, ikincisini ben uydurdum. İşin içine kafes girince durum değişiyor. Kafes esareti çağrıştırıyor ya, ortamı yumuşatmak lazım. 

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Dondurmamsı Tiramisu

Tiramisuyu bilmem ama dondurmayı sevmeyen yoktur her halde. Yok ben her ikisine de bayılırım diyorsanız beri gelin. Size yapımı çok kolay ve süpersonik bir tatlıdan bahsedeceğim. 

9 Temmuz 2015 Perşembe

Cevizli Girit Ezmesi

Son zamanlarda her gün, abartısız her gün, "bugün bloğumu güncelleyeceğim" diyerek güne başlıyorum. Ama nedense her seferinde bu isteğimi erteleyecek bir şey oluyor ve ben ertesi gün kendimi tekrar "bugün kesin bloğumu güncelleyeceğim" derken buluyorum. Öyle çok özledim ki yemek tarifi paylaşmayı.. Aslında ne yalan söyleyeyim sadece tarif yazmayı değil, yemek yapmayı bile özledim. Eskiden benim için yemek yapmak bir ayrıcalıkken, şimdilerde karın doyurmak için gerekli bir zarurete dönüştü. Karnımız doysun da nasıl doyarsa doysun türünden bir zarurete.

21 Nisan 2015 Salı

Anneni Daha Çok Anladığın, Hatta Anneni Artık Anladığın Bir Şeymiş Annelik…

Öncelikle Allah tüm anneleri ve yavrularını hem bu dünyada hem de öbür dünyada korusun, isteyen her kadına da anneliği hayırlısıyla nasip etsin inşallah..

Ne zaman annemin benim için yaptığı her hangi bir şey bana tuhaf gelse annemden hep aynı şeyi duyardım: “Anne ol ki göresin!”

Allah Allah anne olunca noluyor ki acaba diyordum. Ne değişiyor ki?

                                     ♥

20 Mart 2015 Cuma

Yanardağdan Doğma Bayatlamış Kekten Olma Trufflar

Bir pastadan minik trufflarım doğdu.. Yanardağ pastam patladı ve tek atımlık yavruları oldu. Hem de en az anne pasta kadar kolay ve lezzetli. 

12 Mart 2015 Perşembe

O Hayal Buraya Gelecek!!

Anlatmanın ve dinlemenin bir işe yaramadığını anladığım günden beri yazmayı seviyorum. Kalemin konuşması, gözlerin dinlemesi bence en güzeli. Hele ki kendime ait bir yerde, istediğim cümlelerle, aman o kırılır mı bu üzülür mü diye düşünmeden yazabiliyorsam.. 

11 Şubat 2015 Çarşamba

Montessori Eğitim Sistemi


Bu aralar Montessori eğitim sistemine merak sarmış durumdayım. Öyleki günlerdir bir çok makaleyi okuyup, konuyla ilgili blogları, grupları bu sayede takip eder oldum. Pinterest'ten yüzlerce fotoğrafa baktım. Hatta şu an yazdıklarımın altına sayfalarca bilgi yapıştırdım ama şimdi bakıyorum da anladığımı anlatsam daha fazla kişinin okumasını sağlarım ve belki de bu eğitim sisteminin farkındalığında benim de bir payım olur. İlgi duyanlar vereceğim linklerden detaylı bilgilere ulaşabilir. (Yazıdaki fotoğraflar Pinterest)

7 Ocak 2015 Çarşamba

Ev Yapımı Bebek Bisküvisi ve Bebelere Özgürlük

Oldum olası fanus içinde belli kurallar çerçevesinde büyütülen çocuklara acımışımdır. Ve bu yetiştirme biçimini otoriteymiş gibi uygulayanlara ve etrafa yayanlara da içten içe kızmışımdır.

Kızım doğduğundan itibaren ben de bir takım kurallara uymaya çalıştım ve hatta bazılarına uymak zorunda bırakıldım. Bebek bakımı, beslenmesi, uyku düzeni ile ilgili internette sayısız araştırma yaptım, sayfalarca makale okudum. Forumları takip ettim. Yorumlardan pay çıkarmaya çalıştım. Bebeği olan her anneye tanıyayım tanımayayım koala gibi yapışıp sorular sordum. Nadiren gittiğimiz çocuk doktorlarının söylediklerinin tamamını kafama yazdım ama hepsini uygulamadım. Büyüklerimin tecrübelerini dinledim ama bazıları bir kulağımdan girip öbüründen çıktı. Ve sonunda bana ve kızıma uymayan yöntemleri teker teker eledim ve kendi yöntemlerimi geliştirmeye başladım.

18 Aralık 2014 Perşembe

Minik Mucizem..

Vay anasını.. Ben gideli 8 ay olmuş.. Biraz daha yazmasaydım blog balkabağına dönüşecekti yeminle. Yıl bitmeden yazmak icap eder, blog arkadaşlarım merak eder, halimi hatırımı soranlar bir cevap bekler diyerekten yazayım dedim..

Yokluğumun haklı belki de en hafifletici sebebi: “Ben anne oldum.” :)

24 Nisan 2014 Perşembe

Kolay Çilekli Pasta ve Günden Güne Yaklaşan Heyecan


Günler artık benim için çabucak geçiyor. Bazen günlerin hızlı geçmesini isterken, bazen de bu günlerin tadını çıkarmak adına yavaşlamasını istiyorum. Hamileliğimin son haftalarına girdim neredeyse. Bebişimizin gelmesine çok az kaldı. Ailem, arkadaşlarım bile gün sayıyorken benim heyecanımı düşünün artık. 

7 Mart 2014 Cuma

Tuzlu Pastane Kurabiyesi ve Küsen Bloglar


Blog küser mi demeyin, küsermiş. Bir süre yazmaya gör, başka bloglardan azıcık elini eteğini çekmeye gör hem takipçilerin seni unutur, hem gelen yorumların azalır, hem de senin yazacak bir dünya şeyin varken, sen nutku tutulmuş blog yazarına dönüşürmüşsün.

Bakıyorum da bloglarda genel bir durgunluk mu var nedir, eski coşku, sık paylaşımlar, yorumlar azaldı sanki. Yayınlanmayı bekleyen o kadar çok tarifim olmasına rağmen ben bile, son zamanlarda bu rehavete kapılmış gidiyorum. Benim de okumayı ihmal ettiğim bloglar var itiraf ediyorum. Belki eskisi kadar zaman ayıramıyorum ama aranmasa da unutulmayan dostlar vardır ya, onlar misali hep aklımdalar..

3 Şubat 2014 Pazartesi

Yanardağ Pastası

Ne zamandır bir çok yerde görüyordum bu pastayı. Şık ve pratik tariflere bayılıyorum. Hafta sonu gelen misafirlerim için kolayca hazırladığım bu pastanın önce görüntüsüne sonra da tadına vuruldum. Tarifte kendimce ufak tefek değişiklikler yaptım. Bir tek dilimi bile kalmayan bu pastayı gecenin ilerleyen saatlerinde aşermeye başladım. O kadar çok beğenildi ki, doğum günü siparişi olarak bile verildi. 

Fazla söze gerek yok. Yanardağ pastası ile lezzet patlaması yaşayabilirsiniz.  

30 Ocak 2014 Perşembe

Tabuları Yıkan Peynirli, Zeytinli, Mahlepli Kek


Akşam iş çıkışı eve geldim, evde atıştırmalık bitmiş. Elimizin altında yiyebileceğimiz birşeyler olmalı ama yok. İlk aklıma kek yapmak geldi. Ama dedim şimdi yumurtaları, sütü buzdolabından dışarı çıkar, ılınmalarını bekle. Bu heves varken geçer mi zaman? 

24 Ocak 2014 Cuma

Kozalakları Sevmek İçin Artık Daha Çok Sebebim Var

Çocukluğumdan beri minik çam ağacına benzettiğim ve kapı süsü yapma sevdam ile başlayan kozalak maceram, onlarla neler yapabileceğimi gördükçe serüvene dönüştü. Kozalak deyip geçmeyin. Hatta ağaçtan düşmüş bir kozalak bulursanız kıymetini bilin. Alın eve götürün. Yapabileceklerinizi gördükçe şaşıracaksınız..

Ben neler mi yaptım?

9 Ocak 2014 Perşembe

İmam Sarığı Pastası


Bu pastayı gördüğüm gün yaptım desem. Hem de bir yerlerde kesin falso veririm diye düşünürken ne kekinde, ne kremasında ne de süsleme aşamalarında hiçbir olumsuzlukla karşılaşmadan. Yaparken de, ikram ederken de yerken de acayip keyif aldım. Tarife birebir bağlı kaldım. Sadece kremasına ekstradan damla sakızlı vanilya koydum. Tadı muhteşem oldu. Görüntü zaten meydanda. Gerisi size kalmış..

7 Ocak 2014 Salı

Bir Kız Çocuğuyken İki Oldum :)


Anlatsam mı? 
Özel mi kalmalı?
Yoksa "paylaştığın senindir, biriktirdiğin değil" mantığıyla mı yola çıkmalı..
Bilemedim.. 

Eşim bazı şeylerin özel kalması taraftarı. Okuyunca ne diyecek, nasıl tepki verecek bilmiyorum ama şimdiden affına sığınıp heyecanıma vermesini umuyorum.

3 Ocak 2014 Cuma

Çikolatalı ve Karışık Meyveli Pasta ile 2014 Tatlı Başla Emi!!


Yepyeni bir yıl...
Bembeyaz sayfalardan oluşan bir defter gibi...
Bazı sayfaları biz dolduracağız...
Bazı sayfalar da kendiliğinden yazılacak elde olmadan, kader misali...
2013'de ne yaşanmış olursa olsun, dileğim 2014'de herkesin kalbindeki dilekler gözünün önünde olsun...

Karışık meyveli pastamı da 2014'ün tatlı bir başlangıcı olarak kabul edin lütfen...

10 Aralık 2013 Salı

Çikolatalı, Damla Sakızlı, Orman Meyveli Pasta ve Hoşgelesin Kış


Yaşadığınız yerde mevsim ne ya da bulunduğunuz yerde kışı nasıl yaşıyorsunuz bilemiyorum ama Ankara kışa zıpkın gibi giriverdi. Önce lapa lapa kar, ardından seyirlik kış manzaraları, sonrasında da buz ve ayaz. Hep derim yaz çocuğuyum ben. Sıcak havaları severim diye. Ama insanın içinde içini ısıtan bir sebebi varsa kış da güzelmiş, kar da, ayaz da..

Bu pasta, bir kaç ay önce hepi topu dört saatte mutfaktan hiç çıkmadan yapılmış, her malzeme hakkını sonuna kadar vermiş, yormuş ama değmiş bir pastadır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...