9 Ağustos 2017 Çarşamba

Derledim, Topladım, Daha Sade Bir Hayatla Rahatladım

Geçen sene tanıştım sadelikle, moda deyimiyle minimalizmle ve hayatımda biriktirdiğim fazlalıklarımla..

Annem çocukluğumdan beri dağınık olduğumu söyler. Bense tam tersi olduğumu düşünürüm. Düzenliyimdir aslında, evin içinde yerlere saçılmış eşyalar, mutfak tezgahının kirli ve kalabalık olması beni hep rahatsız eder. Yemek yaparken bir taraftan da çıkan bulaşıkları yıkarım. Ne kadar yorgun olursam olayım ortalıkta bulaşık bırakmam. Yatmadan önce etrafı mutlaka toparlarım. Sabah uyandığımda derli toplu bir ev görmek beni daha zinde ve huzurlu yapar.

Evlendikten sonra, (özellikle de minnoş bir evde yaşamaya başladıktan sonra) baktım ki ne kadar toplarsam toplayayım ev sürekli dağınık. Gardrobumu ne kadar düzenli yerleştirsem de kapağını açtığımda üzerime kıyafetler yine dökülüyor. Evi aynı sıklıkta temizlesem de iki güne kalmadan kirleniyor. Oyuncaklar sürekli bir yerlere saçılmış durumda falan..


Bu işte bir tuhaflık olduğunu fark etmemle sade yaşama merak sarmam aynı zamana denk düştü. Belki de ihtiyacım olana gerçekten ihtiyaç duyduğum zamanda kavuştum. Bu da benim ve evrenin bu değişikliğe hazır olduğumuzun göstergesiydi.

Sade hayatı merak ettikçe kitaplar ve bloglar okumaya başladım. Minimalist hayatın çok uç örneklerini gördüm. Henüz o olgunluğa erişmiş değilim. O kadarına pek de niyetim yok aslında.

İlk önce "Sade" isimli bir kitap okudum. Çok doyurucu bulmadım doğrusu. Beni etkileyen tek cümlesi "Hayatımızı sadeleştirdikçe hafifler, hafifledikçe özgürleşiriz. Çünkü mükemmelliğe, eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkarılacak bir şey kalmadığında ulaşılır." olmuştu.


Sade sayesinde birkaç uygulama yaptım ama beni asıl harekete geçiren “Derle, Topla, Rahatla” isimli kitap oldu.


Kitabın yazarı Marie Kondo isimli Japon bir kadın. Etkileyici bir hayat öyküsü var. Ve kendime çok benzettiğim tarafları. Kitabı okumak isteyenler için çok fazla detaya girmeyeceğim. Kitapta Japon toplama ve düzenleme sanatından bahsediliyor. Hatta bu metoda kısaca KonMari diyorlar. Kitabın felsefesi HAZ VERMEYEN HER EŞYADAN KURTULMAK.

Öncelikle şunu belirteyim. KonMari’nin felsefesi asla fazlalıklardan kurtulma amaçlı her eşyayı çöpe atmak değil. Asıl felsefe, haz vermeyen her eşyayı elden çıkarmak, düzenlemeyi kategorilere ayırarak yapmak ve kendine yaşanabilir geniş bir alan açmak. Çok eşya ile de düzenli bir hayat sürebilirsiniz. Ama şunu da bilin, kullanmadığınız ya da kullanma ihtimaliniz çok düşük olan eşyaları bir yerlere istifleyerek ya da kutulara kaldırarak düzenli bir hayat yaşamak çok da mümkün değil. Çünkü o istiflediğiniz eşyalar er ya da geç bir şekilde yığın halinde tekrar karşınıza çıkıyor. Ve emin olun, yıllardır gardropta giyilmeyi bekleyen pantolonu daha sonra giyerim deseniz bile giymiyorsunuz.


Ben ilk önce bütün gardrobu, bazaların altını evin ortasına yığmakla başladım. Kitapta başlangıç aşaması bu. Ama en önemli aşama o eşyayı elinize aldığınızda haz verip vermemesi. Hazdan kasıt eski bir anıyı canlandırması, çok sevdiğiniz birinin hediyesi olması ya da çok pahalı olmasının hissettirdiği duygu ya da sonra lazım olur düşüncesi değil. O eşyanın size o an için haz verip vermemesi.

Atılacakları, verilecekleri ve belki de imha edilecekleri ayırdım. Bazı eşyalara fazlasıyla anlam yüklediyseniz ve artık size haz vermiyorsa atmaktan ziyade imha etmek daha rahatlatıcı bir yöntem. (En azından benim açımdan.)

Kitapta KonMari’nin özellikle üzerinde durduğu ve önemsediği bir şey var. Başkasına ait eşyaya onun izni olmadan asla dokunmamak. Ben bir ara eşimin giymediği kıyafetlerini ya da kullanmadığı eşyalarını da atmayı düşündüm ama hemen kitaptaki o vurgu geldi aklıma. Bana haz vermiyor olabilir ama onun ne düşündüğünü bilmiyorum. Gerekli gördüklerimi ayırdım ve eşimin karar vermesini istedim. Asla vazgeçemez sandığım eşyalarından onun bile vazgeçmesi felsefeyi doğru anladığımı ve anlattığımı bana kanıtladı. Hoş, eşimin giymediği takım elbiselerini ve kravatlarını KonMari metodu ile katladığımdan, kullanmak istediğinde kırış buruş bulması canını sıksa da birlikte iyi yol katettik.
Atılacakları, imha edilecekleri ve ihtiyaç sahiplerine verilecekleri ayırdıktan sonra geriye kalanları yerleştirmeye başladım.  Evde en çok yer kaplayan nevresim takımlarını, havluları, çekmecelerden fırlayan çorapları, çamaşırları, tişörtleri, kazakları KonMari Metodu ile düzenledim. Öncesinde sıkış tepiş dururlarken, şimdi derli toplu ve kullanımı rahat bir haldeler. Şiddetle tavsiye edebileceğim bir metod. 


Ben eşyaların enerjisi olduğuna inanırım. Ve tıpkı insanlar gibi bir yaşam sürelerinin olduğuna. Bir bibloyu vitrine koyduğunuzda olumsuz bir durum olmadığı taktirde belki yıllar boyu kırılmadan durabilir. Ama size haz vermiyorsa çoktan ölmüş bir eşyayı vitrininizde tutmanıza gerek yok. Ona, size yaşattığı güzellikler için teşekkür edin ve vedalaşın. İster bir arkadaşınıza vermek olur, ister çöpe atmak olur ama süresi dolmuş eşyaları etrafınızda tuttukça hem fiziksel hem de ruhsal alanınız daralır. Çok sevdiğiniz birinin hediyesi bile olsa, size haz vermiyorsa atın/verin gitsin.

Sade’de kütüphanenizdeki kitapları azaltın diyordu. Hiç olur mu öyle şey, kitap bu, dün okuduğunu başka bir zaman tekrar okumak isteyebilirsin, hem insan kitaplara kıyabilir mi diyordum. Kıyabiliyormuş. Ama zamanı geldiğinde. Beni ikna eden kitaptır "Derle, Topla, Rahatla."

Kitaplığımdaki bütün kitapları elime aldım, içlerine baktım, her kitabın ilk sayfasına aldığım günün tarihini atarım, küçük kağıtlara notlar alırım, hepsine bakıp ne hissettiğimi düşündüm ve masanın üzerine haz vermeyenleri yığdım. Bazılarını okunması için verdim, bazılarını da çöpe attım. Kitabı çöpe attığım için kızanlar oldu, bir kütüphaneye bağışlayabilirdim ama o an aklıma gelmedi. Bazı kitapların arasından fotoğraflar çıktı. Aynı şey fotoğraflar için de geçerli. O fotoğrafı çektirirken mutlu bile olsam, şimdi bakınca mutlu etmeyeni yırtıp attım. Müthiş bir rahatlama, eksilirken çoğalma yöntemi.


Çocuklu hayatta en çok işime yarayan kitap ise Daha Sade Bir Hayat oldu. Neredeyse her cümlenin altını çizdim. Doğru sandığımız ne kadar çok yanlış varmış meğer hayatımızda. Mesela kitapta diyor ki: "Çocuğunuzun oyuncaklarını, kitaplarını, giysilerini, odasını, yiyeceklerini sadeleştirin. Çocuğun etrafındaki dağınıklık azaldıkça odaklanma ve dikkatini verme becerisi gelişir. Böylece hayal güçlerini doğal bir şekilde kullanırlar ve daha sade bir hayatla birlikte zihinsel ve fiziksel serbestliğe kavuşurlar." O kadar doğru ki. Bu kitabı okuduktan sonra hem kendi çocuğuma hem de başka çocuklara oyuncak almaktan vazgeçtim. Kıyafetlerini azalttım. Yemek yeme alışkanlığımız bile değişti. 


Artık evim eskisi gibi dağılmıyor. Yine dağılıyor ama eskisi gibi değil. Çünkü artık bana/bize haz veren eşyalarla yaşıyoruz.

Bu süreçte anladım ki; hayatı sadeleştirmek, evin önüne kamyon dayayıp fazlalıkları atmak, giysileri minik minik katlayıp dolaplara yerleştirmek, ihtiyacının dışında olan şeyleri satın almamak değilmiş. Zihnini ve etrafındaki her türlü kalabalığı da sadeleştirmekmiş. Maalesef ben son ikisine henüz erişebilmiş değilim. Ama ilerliyorum..

11 yorum:

  1. Bu aralar benim de yapmaya çalıştığım bir şey bu.Gerçi ben yapı itibariyle çok fazla alıp atan biri hiç olmadım.Biriktiren bir yanım var biraz.Annemle kıyafetler için dolaba girmiştik,fazla atmışız bu sefer de :) Az eşya olunca enerjisi de hafifliyor evin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O biriktiren yanımızı atmanın zamanı geldi. Ben de bazen attıklarımı arar oluyorum ama ertesi gün ihtiyaç bile duymuyorum. Kesinlikle az eşya daha huzur veriyor.

      Sil
  2. Yakın zamanda ben de derle,topla, rahatla kitabını okudum, hatta yazdım da. Ortak bir ihtiyaç ve çaba sanırım sade hayat ve her türlü fazlalıktan kurtulmak. Atıl olan ne varsa bize bir yük getiriyor. Darısı hepimize diyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar güzel. Okuyayım sizin yazdıklarınızı da. Belki de ekonomik olarak zenginleştikçe alma ihtiyacımız da artıyor. Ama sadeliğe bir kere bulaştı mı insan, maddi durumu ne olursa olsun azaltıyor. Bence de darısı hepimize..

      Sil
  3. Asla yapabileceğim bir şey degil, bu yüzden büyük bir iş başarmışsınız :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tavsiye ederim. Yaptıktan sonra daha fazlasını başarabileceğinizi anlıyorsunuz :)

      Sil
  4. Benim evimde bir şeyin 2.si hiçbir zaman olmaz. Küçülen, eskiyen ne varsa çöpe yada ihtiyaç sahiplerine gider ve dönem dönem sürekli sadeleştirme yaparım. Oğlumun doğumundan bu yana (bu arada 12 sene geçti) kıyafetlerini hep verdim ve insanlar bana dediler ki; aman verme 2.doğarsa ona kullanırsın. Mağazalarda kıyafet mi bitmiş? Hep ihtiyacı olan insanlara verdim ve 12 senedir de daha doğuracam. :)) Düşünün evde birikecek olan yığını:) En iyisini yapmışsınız.Az eşya, az insan çok huzur. Felsefem budur :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En iyisini yapmışsınız valla. Ben de kızımın bazı eşyalarını kıyafetlerini saklıyordum. Geçen bir baktım bebekken yıkadığımız küveti bile duruyor. Deponun yarısını kaplıyor. Aman kaç liralık şey, ikinci olursa yenisini alırız dedim kaldırdım attım. Ha, atarken hafif bir burukluk oldu, onu yıkadığımız günler geldi aklıma ama her eşyada duygusala bağlarsak işimiz zor.
      Ben de kendimce bir çözüm buldum. Annemlerin evinde kendi yatağımın bazasına kızımın küçülmüş kıyafetlerini koyuyorum. KonMari'ye göre yanlış ama bakarsın bizim de ikinci gelir :)
      Bu arada sizin 12 senedir ikinciyi doğuracak olmanıza koptum :) Hayırlısı tabiki..

      Sil
    2. :))) bence gerek yok. Eşya köleliği ve boşuna hamallık oluyor.

      Sil
  5. Çok eşya biriktirmemeye çalışsam da her yer dolu dolu yine de:( Güzel bir uygulama... Kaleminize sağlık... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de fark ettim. Ne kadar atsak da sanki bitmiyor. Ama uygun düzenleme ile sorun biraz halloluyor. Benden de sevgiler..

      Sil

Değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...