Dün; sosyal medyadan takip ettiğim, bir kaç imza gününde görmem
dışında hiç tanımadığım bir kadının, hiç tanımadığım eşi vefat etti. Haberi duyunca çok üzüldüm,
içim acıdı. Tazecik bir aşk, köklerini bir kalbin içine gömdü ve gitti. O kadın, o acıyı yaşarken, kendisine binlerce mesaj yağdı, sevdikleri kuş olup
uzaklardan yanına uçtu. Tanıyan, tanımayan herkes tesellinin bir ucundan tuttu.
Ve tüm bunları uzaktan izlerken benim de aklıma yıllar önce yaşadıklarım geldi.
Bundan birkaç sene önce yakın bir arkadaşımın (bir o kadar da
uzakmış meğer) kardeşi, doğuma çok az bir zaman kala bebeğini kaybetti.
Duyduğumda çok üzülüp, çok ağlamıştım. İkisi de arkadaşımdı. İkisini de
severdim. Acılarını hafifletmek için elimden ne gelirse yapmaya hazırdım. O an
elimden tek gelen şey, yanlarında olup böyle bir acı nasıl teselli edilir bilmeden,
acılarını paylaşma isteğiydi. Ama arkadaşım istemedi. Telefonlarıma cevap
vermedi.
O zamanlar kızım 1,5 yaşında. Eve giderken yol boyu ağladım.
Arkadaşlarım acı çekerken çocuğuma nasıl sarılacağım diye kendi kendime vicdan
yaptım. Eve gittim, rahmetli kayınvalidem bizde, çocuğa bakıyor. Ona anlattım,
ağlıyorum bir taraftan. Kızım bu kadar üzülme, hele ki başkasının acısı için
kendini böyle heba etme, sütün kesilecek dedi. Nasıl üzülmem Hamiyet Anne, o kız
şimdi kim bilir ne halde diye diye kendimi heba etmeye devam ettim.
Birkaç gün sonra taziye için arkadaşımın yanına gittim. Ben ağlamamak için kendimi zor tutarken ve daha hiçbir
şey dememişken o, kibarca beni odadan kovdu. Davranışına anlam veremedim.
Acısına verdim. Olayın neden olduğu, nasıl olduğu beni ilgilendirmiyordu ama o,
etrafındaki insanların olayla ilgili ona sordukları bütün soruların hesabını
bana kesmişti. Her şeye rağmen kardeşinin evine de taziyeye gittim.
Arkadaşımla günlerce konuşmadık. Beni gördüğü yerde yüzünü
çevirdi. Böyle bir şekilde ancak “acısını paylaşmayan” birine davranılırdı.
Kahve içmeye davet ettim, gelmedi. Neden? Ne oldu acaba? diye kendime sormaktan
vazgeçip kendisine sordum. Bana upuzuuuuuun bir mesaj attı. O kadar cümleden
hatırımda kalanlar “Beni çok aradın, defalarca aradın” -ki zaten haberi
aldığımda üç dört sefer aramış, ulaşamamıştım, bir kısmını da arkadaşlarım
merak ettiğinden bana aratmıştı- “BENİM ÖZEL ALANIMA GİRDİN” ve “yine de bu yüzden
arkadaşlığımızın bozulmasını istemiyorum” oldu.
Bana şunu deseydi anlardım. “Aradın, merak ettin, üzüldün
farkındayım ama o sıralarda kimse ile görüşecek durumda değildim, yalnız kalmak
istedim, kimseyle konuşmak istemedim, o yüzden böyle davrandım” deseydi
anlardım. Ben onun için ve kardeşi için böyle üzülmüş, kendimi hırpalamışken,
acılarını paylaşmak için çocuğumu bile evde bırakıp yanlarına koşmak
istemişken, o bana bunları söylemeyi reva görmüştü.
Dibine kadar seven kalbim, silerken de aynı şekilde davrandı ve
o sözlerden sonra o arkadaşımı hayatımdan güzel hatıralarıyla birlikte sonsuza
kadar sildi.
Aradan zaman geçti, ansızın kayınvalidemi kaybettik. Çok
üzüldüm, çok ağladım. Eşimin acısını, kayınpederimin acısını, diğer
çocuklarının acısını gördükçe içim dağlandı. Ve ben yine, onların acısını
hafifletmek için elimden ne gelirse yapmaya hazırdım. Ama acı yanı başımda
yaşanırken, elimden çok da bir şey gelmiyordu. Eşime mektup yazdım, yanına da
bir sürü kağıt koydum, bana anlatmıyorsun bari kağıtlara dök içini dedim. Akşam
eve geldiğimde mektup ve kağıtlar bıraktığım yerde yoktu. Mektubu okudu mu,
kağıtlara içini döktü mü hala bilmiyorum.
Sonra yine cahil aklımla eşimin ablasına kafasını dağıtsın
diye boyama kitapları, renkli kalemler, içini döksün diye defter aldım. Kayınpederime kitap aldım, okusun
kafasını dağıtsın istedim. Çünkü benim aklım bunlara yetiyordu. Böylesini
biliyordum. Çünkü bana ne iyi gelirse aynısı karşımdakine de iyi gelir
sanıyordum. Saatlerce yanlarında ağlamaktansa, kendilerini iyi hissettiren bir
yerden dokunayım istiyordum. Çünkü insanın acısını yine insan alıyor sanıyordum.
Çöp kovasına özellikle poşet koymadım, eşim sinirlenir de
kovayı tekmeler, acısını sinirini kovadan çıkarır diye. Hiç bir şeye kızmadı, sinirlenmedi,
havası inmiş balon gibi yaşamaya devam etti. Baktım hala elimden bir şey
gelmiyor, psikoloğa gittim.
Kayınvalidemi kaybettik dedim. Üzüldü başınız sağ olsun dedi.
Eşim çok üzülüyor ve benim elimden bir şey gelmiyor, ne yapmalıyım dedim. Yapabileceklerinizin
çoğunu yapmışsınız zaten, üstelemeyin, sadece sevginizi gösterin, yanında
olduğunuzu hissettirin yeterli dedi. Yas süreçlerinden bahsetti. Ve bizi daha
zor günlerin beklediğinden..
Ben böyle acı çekerken kim bilir eşim, diğer kardeşleri,
kayınpederim ne kadar acı çekiyordur dedim. Kimsenin ne kadar acı çektiğini
bilemezsiniz ve bilmek zorunda da değilsiniz, unutmayın ki siz de bir yas
yaşıyorsunuz, sadece kendi acınızı hafifletin dedi. Anneme ya da babama bir şey
olursa ben böyle dayanıklı olamam, o zaman napacağım dedim. İnsan, hiçbir acıya
kendisini hazırlayamaz ve lütfen şimdiden böyle şeyler düşünüp günlerinizi
ziyan etmeyin dedi.
Kayınvalidemin vefatının üzerinden iki sene geçti. O günden beri eşimin sadece dudakları gülüyor. Gözlerinin içindeki gülümseme yok olup
gitti. Ve ben hala, hayatın ve ilimin bana öğrettiklerine aldırış etmeden, onun
için nafile bir şeyler yapma çabasındayım.
Sonra bir zaman daha geçti. Geçen sene apar topar apandisit
ameliyatına alındım. Hastanede korkuyla ameliyata alınmayı beklerken, ya
çocuğumu bir daha hiç göremezsem diye türlü senaryolar yazarken eşimin ablası beni aradı ve ben ameliyata girmeden dakikalar önce şunları söyledi: “Neslicim, hastaneye gelirdim de süt almıştım, yoğurt mayaladım, o yüzden gelemiycem”
dedi. O an kırıldım mı içim mi yandı şu an tam hatırlamıyorum. Ben yine tüm iyi
niyetimle; acısı taze, hastane ortamına giremiyor her halde diye düşündüm. Ama
kendisi ev ortamına da 6 gün sonra girdi ve beni 6 gün sonra ziyaret etti. Ve
ben, o günden sonra eski ben olmamaya yemin ettim.
Ameliyattan sonra evde bolca düşündüm. Ben nerde hata
yapıyordum? İnsanlar mı kötüydü ben mi fazla iyiydim? Ya da benim beklentilerim
mi anormaldi? Ya da normal olan benim yaptıklarımdı da, hak etmeyene mi
değiyordu uzattığım eller?
Hani dünyayı iyilik kurtaracaktı? Hani iyilik bulaşıcıydı? Yoksa
ben iyilik yaptığımı zannederken kötülük mü yapıyordum insanlara? diye diye
düşünürken, düşünmekten vazgeçtim. Ben kendimce doğru olanı yapıyordum. Sevgi
pıtırcığı falan değildim ama birilerinin hayatına -özellikle de ihtiyacı olan
anlarda- iyi anlamda dokunmak istiyordum. İnsanlar da benim ihtiyaç duyduğum
anlarda yanımda olsun istiyordum. Ama öyle bir dünya olmadığını gördüm.
Sonrasında herkesin sevgiyi ve ilgiyi anlama düzeyinin farklı olduğunu fark edip, ona göre davranmaya başladım. Henüz çok başlardayım, okumayı yeni söken çocuklar gibiyim. Zorlanıyorum, kimseden destek almıyorum ama başaracağıma inanıyorum. Ve gün gelecek ben de, sular seller gibi okuyacağım öğrendiklerimi..
Sonrasında herkesin sevgiyi ve ilgiyi anlama düzeyinin farklı olduğunu fark edip, ona göre davranmaya başladım. Henüz çok başlardayım, okumayı yeni söken çocuklar gibiyim. Zorlanıyorum, kimseden destek almıyorum ama başaracağıma inanıyorum. Ve gün gelecek ben de, sular seller gibi okuyacağım öğrendiklerimi..
Ama hala bir yanım tutuk, eşimi bile severken korkuyorum. Ya severken bokunu çıkarırsam diye. Birine içimi açmaktan çekiniyorum. Ya en zayıf yerimden
yakalayıp vurursa diye.
Birkaç dostum var, sadece onlar olsa hayatımda yeter deyip kapattım kapılarımı. Ama kimsenin suratına hoyratça değil.
Birkaç dostum var, sadece onlar olsa hayatımda yeter deyip kapattım kapılarımı. Ama kimsenin suratına hoyratça değil.
Kızımı bana benzetiyorlar. Tip olarak evet aynıyız ama bazı huyları da bana benziyor. Mesela evcilik oynarken bile kurduğu masaya çiçek koyuyor. O yüzden yavrum için tek dileğim var, Allah onu hep kendi gibileriyle karşılaştırsın.
Fotoğraflar: Erhan Cihangiroğlu






