Birazdan okuyacaklarınız bir annenin çocuğunu kreşe
verme döneminde ve sonrasında yaşadıklarını anlatmaktadır. Okuyacaklarınız
fazlasıyla araştırma, normal düzeyde endişe ve eser miktarda memnuniyet
içermektedir. Ve tamamiyle kendi düşüncelerimden ibarettir.
Kızım 4,5 aylıkken işe başladım ve kızıma 4,5
aylıktan itibaren anneannesi ve babaannesi dönüşümlü baktı. Hem de yaşları ve
rahatsızlıklarına rağmen kendi düzenlerini bozup bizim evimizde bakma
özverisini göstererek. Onlara minnetim, borcum ömür boyu sürecek..
Kayınvalidemin rahatsızlanması ve kendisini ani bir
şekilde kaybetmemiz, annemin yaşı ve hastalıkları sebebiyle çocuk bakımında tek
başına zorlanması (buna rağmen kızıma kendi evinde bakmaya isteyerek devam
etmesi) bizim kreş arayış serüvenimizi hızlandırmamıza neden oldu. Aileme uzak
oturuşum, sabah çocuğu bırakıp akşam alma ihtimalimizin çok düşük oluşu,
çocukla birlikte kendi evimden ayrılıp bir süre annemlerde kalışımızın
yaşattığı manevi zorluklar kreş olayını bizde zorunlu hale getirdi.
Kendimi hızlı karar verebilen ve verdiği kararlarda da çok fazla hayal kırıklığı yaşamayan biri sanırdım, değilmişim. Kreş aramaya başlamadan önce internetten onlarca forumda yorumlar okudum. Erken yaşta kreşe gitmenin avantajlarını/dezavantajlarını öğrenmeye çalıştım. Sorularımla, çocukları kreşe giden arkadaşlarımın beyinlerini patlattım. Yetmedi, “Özel Kreş ve Gündüz Bakımevleri İle Özel Çocuk Kulüplerinin Kuruluş ve İşleyiş Esasları Hakkında Yönetmeliği” inceleyip önemli yerlerin altını çizdim. O da yetmedi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın web sitesinde yer alan ve açılış izni alan kreşlerin listesini çıkardım. Eşe dosta önerebilecekleri kreşleri sordum. Aklıma yatanların bazılarını telefonla arayarak, bazılarıyla yüz yüze görüşerek bilgi aldım. Evime yakın üç kreşin ikisi ile gidip görüştüm. Çoğuna kızım ve eşimle birlikte gittim. İçime sinen de oldu, sinmeyen de. İçime sinenlerin bulunduğu semtlerde ev aradım. Ne de olsa kreş eve yakın olmalıydı. İçime sinmeyenlerde beni rahatsız eden durumlar vardı. Mesela içeri girdiğimde burnumu yakan çamaşır suyu kokusu, kreşte pişmeyen yemek, fiziki şartları uygun bulmayışım, fiyatların çok yüksek oluşu, servislerinin olmayışı gibi.
Buraya kadar okuduysanız, aklınızdan iki şey geçmiş olabilir. Bir tanesi “aynı ben, ben de kreşin ıncığını cıncığını araştırırım”, diğeri de “ne gerek var bu kadar araştırmaya, kreşler üç aşağı beş yukarı aynı, ver işte birine çok takılma.”
Aklından birincisini geçirenler için iki çift sözüm olacak: “Çok araştırma kardeş, KREŞ İŞİ ŞANS İŞİ.” Aklından ikincisini geçirenler için de iki çift sözüm olacak: “Doğru söylüyorsun kardeş, KREŞ İŞİ ŞANS İŞİ.”
Kendimi hızlı karar verebilen ve verdiği kararlarda da çok fazla hayal kırıklığı yaşamayan biri sanırdım, değilmişim. Kreş aramaya başlamadan önce internetten onlarca forumda yorumlar okudum. Erken yaşta kreşe gitmenin avantajlarını/dezavantajlarını öğrenmeye çalıştım. Sorularımla, çocukları kreşe giden arkadaşlarımın beyinlerini patlattım. Yetmedi, “Özel Kreş ve Gündüz Bakımevleri İle Özel Çocuk Kulüplerinin Kuruluş ve İşleyiş Esasları Hakkında Yönetmeliği” inceleyip önemli yerlerin altını çizdim. O da yetmedi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın web sitesinde yer alan ve açılış izni alan kreşlerin listesini çıkardım. Eşe dosta önerebilecekleri kreşleri sordum. Aklıma yatanların bazılarını telefonla arayarak, bazılarıyla yüz yüze görüşerek bilgi aldım. Evime yakın üç kreşin ikisi ile gidip görüştüm. Çoğuna kızım ve eşimle birlikte gittim. İçime sinen de oldu, sinmeyen de. İçime sinenlerin bulunduğu semtlerde ev aradım. Ne de olsa kreş eve yakın olmalıydı. İçime sinmeyenlerde beni rahatsız eden durumlar vardı. Mesela içeri girdiğimde burnumu yakan çamaşır suyu kokusu, kreşte pişmeyen yemek, fiziki şartları uygun bulmayışım, fiyatların çok yüksek oluşu, servislerinin olmayışı gibi.
Buraya kadar okuduysanız, aklınızdan iki şey geçmiş olabilir. Bir tanesi “aynı ben, ben de kreşin ıncığını cıncığını araştırırım”, diğeri de “ne gerek var bu kadar araştırmaya, kreşler üç aşağı beş yukarı aynı, ver işte birine çok takılma.”
Aklından birincisini geçirenler için iki çift sözüm olacak: “Çok araştırma kardeş, KREŞ İŞİ ŞANS İŞİ.” Aklından ikincisini geçirenler için de iki çift sözüm olacak: “Doğru söylüyorsun kardeş, KREŞ İŞİ ŞANS İŞİ.”
Bu kadar uğraş, bu kadar çaba 2016 yılının Eylül
ayında tamamen zorunluluktan, 28 aylık bezli ve emzikli kızımın işyerime çok
yakın ama içime sinmeyen bir kreşe başlaması ile son buldu.
Bu zorlu süreçte bizim tek şansımız öğretmenden yana
oldu. Kızım öğretmenini çok sevdi. Hatta öğretmenine, öğretmeni tuvaletini
yapmaya gittiğinde bile yanında duracak kadar bağlandı. Öğretmeni de onu çok
sevdi. Ben de öğretmeni çok sevdim. Ama bunun dışında kalan bütün faktörler
benim gözümde negatifti.
Hep derlerdi kreşe başlayınca hastalıklar da başlar
diye. Yok ya her çocuk farklıdır derdim. Hem benim çocuğum 16 ay anne sütü
aldı. Bağışıklığı yüksektir. Öyle zırt pırt hasta olan bir çocuk da değil.
Olmaz öyle şey diyordum ki, birkaç hafta sonra hastalandı. Yaklaşık 5 ay sonra
yüksek ateş ve dinmeyen öksürükle kendimizi acilde bulduk. Teşhiş, bronşit.
Sonuç, kreşe elveda..
Kreşe devam ettiği süre içerisinde, akşamları çocuğumu
kreşten aldıktan sonra ağlayarak eve gidişim, evde eşime cozlayışım, mevcut
düzene lanet edişim, kapitalist sistemin çarklarına tükürüşüm, eğitim
sisteminin güdüklüğüne veryansın edip “hani sosyal devlettik?” diye ağlarken iç
çekişim çok olmuştur. Hatta kreşin ilk aylarında ömrümden ne kadarını
bilemediğim bir sürenin eksildiğini de zaman zaman merak ederim.
Buraya kadar da okuduysanız eğer “ah be güzelim, ne
üzdün o kadar kendini, akışına bırakaydın, ne o kadar yıprattın kendini” demiş
olanlarınız için söylüyorum: “Doğru söylüyorsun kardeş, kreş için böylesine yıpranmaya gerek yok. Düzeni değiştirecek
gücün yoksa, ya düzenin bir parçası oluyorsun ya da düzenden ayrılarak kendi
düzenini kuruyorsun.” Çok anarşik gibi görünse de maalesef öyle.
Kreş arayışımda, çocuğum dahi olsun, süper etkinlikler
yapsın, içindeki sanat aşkı ortaya çıksın, o müze senin bu tiyatro benim gezsin
vb. gibi beklentilerim hiç olmadı. Üç şeye önem verdim. Birincisi kreşin fiziki
şartları, ikincisi öğretmenlerin çocuğuma gösterecekleri ilgi ve sevgi, üçüncüsü
ise beslenme ve hijyen.
Kreşe giden çocuk şöyle başka oluyor, böyle özgüvenli
oluyor, anasınıfına başladığında kreşe gitmeyen çocuklardan şöyle fark ediliyor
gibi söylemlere bir dönem inansam da sonrasında karşısında oldum. Bana göre
anne ya da baba ya da bakımını üstlenen her kimse; çocukla yeteri kadar
ilgileniyorsa, çocuğun bedensel, ruhsal ve sosyal gelişimine uygun yetişmesini
sağlıyorsa, çocuğu ile doyurucu vakit geçiriyorsa o çocuğun kreşe gitmesi o
kadar da şart değil. “Aaaa ama çocuk bu, yaşıtlarıyla vakit geçirmesi lazım, sosyalleşmesi!
lazım, evin içinde hep anneyle, hep bakıcıyla, hep anneanneyle nereye kadar,
cık cık cık” diyenleri duyar gibiyim. Haklı olabilirler ama kızımın geçen seneki kreş öğretmeni ile birkaç
gün önce telefonda görüştüğümüzde, “bu yaştaki çocukların
yaşıtlarıyla/akranlarıyla vakit geçirebilecekleri daha çooook uzun bir zaman var
önlerinde. O yüzden şartlar el veriyorsa kreşe gitmese de olur” dedi.
Eğer anne/baba/bakıcı/anneanne/babaanne tvden,
tabletten, cep telefonundan uzak bir şekilde yaşayıp çocuğa kitap okuyorsa,
çocuğu parka götürüyorsa, markete gidip birlikte alış veriş yapıyorsa, çocuk –varsa-
komşu çocukları ile oyunlar oynuyorsa, hatta ve hatta anneanne ile ya da
babaanne ile kabul günlerine bile gidiyorsa, çocuğun evde karalayacak
defterleri, kesip yapıştıracağı kağıtları varsa tekrar söylüyorum kreş çok da
şart değil bence.
Hangi durumda kreş şart? Anne çalışıyorsa/çalışmak
zorundaysa/çalışmak istiyorsa ya da çocuğunun kreşe gitmesini istiyorsa.
Yine bana göre kreş/yuva adı her ne ise çocukları ile
yeteri kadar ilgilenemeyen, kendi öğretecekleri sınırlı olan kişiler için
biçilmiş kaftan. Çocuğun eline -resim yapmayı geçtim- karalama yapsın diye
kalem vermemiş, tvnin karşısına oturtup kendi keyfine bakmış, iki satır masal
okumamış, birlikte iki yumurta kırmamış ebeveynler derhal göndersinler
çocuklarını kreşe.
Başından beri –öğretmeni bile- kızımın yaş grubundaki
çocukların ÖZBAKIM gerektiren çocuk grubu olduğunu, biraz daha büyük verilse
daha iyi olacağını düşünüyordum. Ben erken yaşta kreşe verilen çocukların fiziksel
ve duygusal olarak ne gibi zorluklara maruz kaldıklarını az çok biliyorum. İkinci
üniversite kapsamında Çocuk Gelişimi bölümünde okuyorum. Araştırıyorum. Ve anladığım
şu. Her çocuk farklı. Her çocuğun gelişimsel süreci benzer gibi görünse de birbirinden
farklı. Her ebeveynin kreşten beklentisi farklı.
Sizin beklenti sıralamanızda birinci sırada yer alan
fiziki şart, bir başkasının sıralamasında yer almayabilir. Ya da öğretmeni iyi
olsun gerisi olmasa da olur diye bir beklentiniz de olabilir. Ya da eve yakın
olsun başka bir şey istemem de diyebilirsiniz. O yüzden beklenti, tamamen kişiye bağlı.
Geçen seneden beridir okuduklarımdan, araştırdıklarımdan,
gözlemlediklerimden ve tecrübelerimden kreşlerle ilgili beklentilerimde şu
sonuçlara varmıştım:
- Kreşin fiziki şartları uygun olmalı. Mesela uyku odası ve oyun odası ayrı olmalı. Odaları gün ışığı almalı ve sık sık havalandırılmalı. (Ki zaten Yönetmelik de böyle buyuruyor). Tıbben, yatakhanede yatan çocukların sayısını anne ve babalarının sayısı ile de çarpın diyorlar. Yani uyku odasında 20 çocuk varsa kendileri de dahil 20X3=60 demekmiş. Çünkü çocuklar evden gelirken beraberlerinde annelerinin, babalarının varsa kardeşlerinin virüslerini de getiriyormuş. Uyudukları ortamda da bu virüsler sirkülasyon halinde dolaşıyormuş. Bunu ben demiyorum tıp diyor. Bu sebepten uyudukları odada ne kadar az çocuk olursa o kadar iyi. Tabi uyutmayan kreşler de var. O da bir tercih.
- Müstakil ve güvenli bir bina olması, her mevsim oyun oynayabilecekleri bir bahçelerinin olması büyük avantaj. Bahçeden kastım zemine döşenmiş yeşil halı kaplı camekanlı alan değil. Taşı toprağı olan, bahçesinde ağaçları, çiçekleri olan, salıncağı kaydırağı olan bir bahçe. Çünkü çocuklar açık havada toprakla oynamayı, kaydıraktan kayıp toza çamura bulanmayı, yaratıcı drama dersinden daha çok seviyor.
- Sınıf mevcudu 10’u geçmemeli. Yönetmelik 0-36 aylık çocukları max. 10 kişi, 37-77 aylıkları max. 20 kişi ile sınırlandırmış olsa da okul öncesi dönemde -özellikle kreş ve gündüz bakımevlerinde- sınıfın kalabalık olması bana göre dezavantaj. Çünkü öğretmenin o yaş grubu ile daha çok ilgilenmesi gerekir. Sayı arttıkça da bu mümkün olmuyor. Hatta kreşte toplam kapasitesinin yarısı kadar çocuk olmalı. (Kreşin toplam kapasitesi 200 ise max. 100 çocuk olmalı).
- Sevecen, ilgili öğretmenler ve idareciler olmalı. Çocuk-öğretmen-ebeveyn döngüsü aktif olmalı.
- Çağdaş bir yapıları olmalı.
- Sınıfta tek öğretmen olmalı. Asıl öğretmen ve yardımcı öğretmen adı altında bir işleyiş olmamalı. Çocuklar iki öğretmen arasındaki minicik bir çekişmeyi bile fark ediyorlar maalesef ve bu da otoritenin kimde olduğunu anlamalarında kafa karışıklığı yaratıyor. Tek öğretmen ama yeterince stajyer olmalı. Çünkü bir ipte iki cambaz oynamaz.
- Hijyenden kastettikleri çamaşır suyu olmamalı. Bir kreşi ziyarete gittiğinizde sınıflar ya da kreşin her hangi bir yeri buram buram tuvalet ya da çamaşır suyu kokuyorsa kaçın ordan. Çünkü temizlik anlayışını çamaşır suyu ile bağdaştıran bir zihniyetle çok fazla mücadele edemezsiniz.
- Etkinliği oyunla harmanlamalı.
- Yemekler kreşte pişmeli ve yemek listeleri sağlıklı olmalı (sarelleli ekmekten kahvaltı olmaz, paketli meyve suyundan da bi hayır gelmez)
- Fiyatı makul olmalı. Buradaki makul fiyat kişiye ve gelire göre değişse de vitrini cilalı olması pahalı olmasını gerektirmiyor. Çünkü çoğunun mobilyası İKEA’dan alınmış sandalyeler, masalar, tabureler ve dolaplardan ibaret. Çoğunda seramik dersi var, çoğunda yaratıcı drama adı altında ne işe yaradığını çok da kavrayamadığım bir ders var, çoğunda yabancı dil dersi var. (Bazılarında Türk öğretmen + Yabancı öğretmen sürekli bulunuyor. Çocuğum 4 yaşında İngilizce’yi yalasın yutsun, cebimden de balya balya para çıksın diyorsanız anadili ile birlikte yabancı dil eğitimini eş zamanlı veren kreşleri tercih edebilirsiniz.)
- Ve belki de en önemlisi içinize sinen bir kreş olmalı.
Kreşlerin işleyiş
mantığı üç aşağı beş yukarı aynı. Çocuk konforlu, vitrini boyalı, çok pahalı
kreşten bir şey anlamıyor. İstemiyor da. Çünkü onun ihtiyacı olan sadece sevgi,
oyun ve özbakım. Lüksü, daha fazlasını, daha cilalısını isteyen bizleriz.
Önemli olan tek bir şey
var aslında. Ne kreşin sizin içinize sinmiş olması, ne fiyakalı bir kreş
olması, ne bahçesindeki ineği sağıp organik yoğurt yapması, ne atomu
parçalayacak dahi çocuklar yetiştirme garantisi vermesi, ne
etkinlikten başımızı kaldıramıyoruz diyen bir kreş olması, ne eve yakın olması,
ne de fiyatının uygun ya da pahalı olması. Edindiğim tecrübelere göre önemli
olan tek bir şey var bence. O da çocuğunuzun mutlu bir şekilde kreşe gitmesi,
orada mutlu olması ve mutlu bir şekilde çocuğunuzu almanız. Buradaki mutluluk
üçlemesi çocuk, ebeveyn ve öğretmenden oluşuyor. Formül basit: Mutlu
öğretmen = Mutlu çocuk = Mutlu ebeveyn.
Kreşe giden bir
çocuğunuz varsa ve çalışan bir anneyseniz şu duyguları ve düşünceleri de zaman
zaman yaşamamanız mümkün değil. Bir kere sabahın köründe kalkıp uyuyan
çocuğunuzu uyandırmak başlı başına bir vicdan azabı. Kreş evinize yakın değilse
çocuğu her sabah şehir trafiğinin içine sokarak götürmek ve akşam da aynı şehir
trafiğinin içine sokarak eve getirmek ayrı bir vicdan azabı. Çocuğu kreşe
bıraktığınızda başlarda arkanızdan ağlayan, sonrasında melül melül bakan gözlerle
sınıfın yolunu tutan çocuğun arkasından bakakalmak ayrı bir vicdan azabı. Mesai saatlerinizden dolayı çocuğu sabahları erkenden kreşe bırakmak ve akşamları da en son almak başka bir vicdan azabı. Çocuk
her hasta olduğunda çalışıyor olmanızın verdiği yükün altında ezilmeniz, ulan
çalışıyorum da napıyorum atomu mu parçalıyorum diye yaptığınız işi hor görmeniz
ayrı bir boyut. Onu bir gün kreşten üzgün ve mutsuz aldığınızda “Acaba yanlış
mı yapıyorum? Ya hayatının bir yerlerine bu duygular yerleşirse? Çocuğuma el
bakacağına ben mi bakmalıyım?” diye hayatı sorgulayan ve kendinizi suçlayan
düşünceler de bambaşka bir boyut.
Ama çocuk büyüyecek.
Hep 3 yaşında ya da 5 yaşında kalmayacak. Çocuğa annesinin bakması maddi ve manevi
anlamda müthiş bir ayrıcalık. Ama çocuğunuza siz de bakıyor olsanız o çocuk bir
gün büyüyecek ve zorunlu eğitim yaşı geldiğinde zaten sistem kolundan tutup onu
okula götürecek. Önemli olan o döneme kadar süreci iyi yaşamak. Şartlar neyi
gerektiriyorsa onu yapmak. Keşke her anne/baba sosyo-ekonomik
şartları bozulmadan kendi gönlünce çocuğuna bakabilse. Ülke
politikası çalışan kadına 4 aylık doğum izni ile değil de en az 2 yıl çocuğuna
maddi kayıp yaşamadan bakabilme imkanı sağlasa. Ne yazık ki ülke şartlarında çalışan bir anneyseniz, bakım konusunda yeterli desteğiniz
yoksa çocuğunuz bakıcı/kreş ikileminden birinin içinde bulacak kendini. O
yüzden çok da yıpranmadan süreci atlatmak gerekiyor.
Kızım 2 aydır başka bir
kreşe gidiyor. Gittiği kreşin bana göre avantajları da var, dezavantajları da. En büyük sorunumuz ulaşım. Kreş başka semtte, evim başka semtte, işyerim başka semtte. Sınıfları
kalabalık, asıl öğretmen ve yardımcı öğretmen olarak iki öğretmen var. Uyku
odasında 44 çocuk uyuyor. Yemekhanede bütün çocuklar aynı anda yemek yiyor. Gürültüyü, şamatayı bi görün. Ama güvenilir bir yer. Kafama yatan tarafları daha fazla.
Geçen yıldan bu yana
ikisi kızımın devam ettiği kreş olmak üzere toplamda 18 kreş gezdim. Bir dönem
Montessori eğitim sistemine merak sardım, baya araştırdım. Hatta blogda da
yazdım. Prensip olarak benimsemiştim de ama ülkemizdeki Montessori eğitim
metodunu uygulayan okulların dudak uçuklatan fiyatlarını gördükçe ve bu
okulları birebir görme fırsatı buldukça çok da elzem bir metod olmadığını
anladım. Evde Montessori uygulamaları ile felsefesini öğretebileceğimi düşündüm
ve şartlarımıza uyan yanlarını çocuğuma öğretmeye çalıştım. Hala da devam
ediyorum. Ama kalbim Waldorf'tan yana.
Gördüğüm kreşlerin hepsinden
her anlamda çok şey öğrendim ve gözlemledim. Mesela kreş/okul kurumsallaştıkça
sınıf sayısı artıyor. Kurumsal bir yapıysa ve birden fazla şubesi varsa sınıf
mevcudu genelde 16 kişi. Bunu avantaj olarak değerlendiren kreş yönetimi de var. Dezavantaj
olarak gören kreş yönetimi de.
Avantaj olarak görenlerin gerekçeleri, kalabalık sınıfta kreşe giden çocukların anaokuluna ya da ilkokula başladığında akran zorbalığına daha az maruz kalmaları. Akran zorbalığı nedir derseniz; çocuk ve ergenlerin benzer yaş grubu çocuk ve ergenlerden fiziksel, duygusal ve cinsel olarak maruz kaldıkları örseleyici kötü muamelelerin tümüne verilen ad.
Avantaj olarak görenlerin gerekçeleri, kalabalık sınıfta kreşe giden çocukların anaokuluna ya da ilkokula başladığında akran zorbalığına daha az maruz kalmaları. Akran zorbalığı nedir derseniz; çocuk ve ergenlerin benzer yaş grubu çocuk ve ergenlerden fiziksel, duygusal ve cinsel olarak maruz kaldıkları örseleyici kötü muamelelerin tümüne verilen ad.
Çocukların ilgiye ve
sevgiye ihtiyaç duydukları bir dönemde kalabalık sınıfa maruz kalmalarını bazı
kreşler dezavantaj olarak görüyor. Çünkü öğretmenin her çocukla yeteri kadar
ilgilenemeyeceği kanısında. Ki bence de öyle. Dediğim gibi doğrularınız
beklentilerinize ve neye inanmak istediğinize bağlı.
Bizim en büyük
handikapımız oturduğumuz semtte fazla kreş bulunmamasıydı. O yüzden oturduğum
semti değiştirmek istediğimden çok fazla kreşe baktım. Doğrusunun bu olmadığını
da anladım. Çünkü kafanıza yatan bir kreş için evi barkı taşıyıp, çocuk o kreşe
alışamadığında ortada kalma ihtimaliniz var. Bu sebeple kreşe göre ev değil, eve göre
kreş bakmak en mantıklısı. Malum ülkemizdeki sınav sistemleri zaman zaman
değiştiğinden, iyi okulların olduğu semtlere doğru bir kayma da başladı. O yüzden iyi düşünüp doğru karar vermek lazım.
Gerçi hep savunduğum
bir şey var. Çocuğun çiçek gibiyse nerede olsa açar. Bağnaz bir
düşünce gibi görünse de öyle. Bizlerin yapabileceği çocuklarımızın en iyi, en
pahalı eğitimi almasını sağlamak değil. Şartlarımıza en uygun koşulu en optimal
düzeyde çocuğumuza sunabilmek. Ve kreş arama sürecinde yaşadığım tüm
olumsuzluğa ve hayal kırıklığına rağmen hala parasız eğitimden yanayım. Hatta hatta okulsuz eğitimden yanayım. Parasız
eğitim mümkün değil biliyorum ama en azından özelleşen eğitime kamyonla para
dökme yanlısı değilim. Çünkü servet döktüğümüz kreşlerin makul olanlardan çok
da bir farkı yok. O kadar çok parayı verince farkı varmış gibi hissediyoruz ya
da ona inanmak istiyoruz hepsi bu. Şunu öğrendim: iyi hastane yok, iyi doktor var; iyi okul yok, iyi öğretmen var.
Kreş arayışım hala
devam ediyor. Zor beğendiğimden ya da çocuğumun uyum sağlayamamış olmasından değil.
Evimin, işimin ve kreşin farklı semtlerde olmasından.
Geçen sene, görüşmeye gittiğim kreşlere yukarıda madde madde yazdığım kriterlerle giderdim. Şimdi görüşmeye gittiğim kreşler “Bizden beklentiniz nedir?” diye sorduğunda tek bir şey söylüyorum. Çocuğum öğretmenini sevsin ve kreşe isteyerek gelsin yeter.
Not: Kızım hala ilk kreş öğretmenine resim yapıyor, onu özlediğini söylüyor ve farklı şehirlerde olmamıza rağmen hala öğretmeniyle iletişimimiz devam ediyor.
Birgül Öğretmene ithafen..
Fotoğraflar: Pinterest
Geçen sene, görüşmeye gittiğim kreşlere yukarıda madde madde yazdığım kriterlerle giderdim. Şimdi görüşmeye gittiğim kreşler “Bizden beklentiniz nedir?” diye sorduğunda tek bir şey söylüyorum. Çocuğum öğretmenini sevsin ve kreşe isteyerek gelsin yeter.
Not: Kızım hala ilk kreş öğretmenine resim yapıyor, onu özlediğini söylüyor ve farklı şehirlerde olmamıza rağmen hala öğretmeniyle iletişimimiz devam ediyor.
Birgül Öğretmene ithafen..
Fotoğraflar: Pinterest










